Şablon
"Böyle sürdükçe pandemi bitmez"

Kontrollü normalleşme adımlarıyla birlikte tüm illerde cumartesi kısıtlaması kaldırıldı. Ancak dün, üç buçuk ay sonra kısıtlamasız geçirilen ilk cumartesi sokaklarda oluşan kalaba lık manzara korkuttu. Sokaklar doldu, trafik yoğunluğu yüzde 80’lere ulaştı. Tabloyu değerlendiren uzmanlar ise “Bu pandemi böyle asla bitmez” dedi. Asıl tablonun üç hafta sonra belli olacağını belirten uzmanlar, ciddi vaka artışları olabileceğini söyledi. Corona virüs önlemleri kapsamında üç aydır uygulanan hafta sonu kısıtlaması sonrası İstanbul’da kısıtlamasız ilk Cumartesi günü vatandaşlar sokaklara akın etti. Haftalardır, hafta sonları evde kapalı kalan İstanbullular, özellikle sahilleri doldurdu. İstanbul’un sahillerinde yürüyüş yapanlar, balık tutanlar, yanlarında getirdikleri sandalyelere oturanlar büyük kalabalık oluşturdu. Sahil restoranlarında yer kalmadı. Sahile ulaşmak isteyenlerin araçları uzun araç kuyruklarına neden oldu. Eminönü Meydanı da eski kalabalık günlerine geri döndü. Taksim ve İstiklal Caddesi’nde de insan kalabalığı nedeniyle adım atacak yer kalmadı. Trafik yoğunluğu, öğleden sonra yağmurun da başlamasıyla yüzde 80’lere ulaştı. "NİSAN AYINDA ÜÇÜNCÜ DALGAYI GÖRÜRÜZ" Milliyet gazetesinden Mert İnan'ın haberine göre İstanbul’daki manzarayı değerlendiren uzmanlar “Bu pandemi böyle asla bitmez” dedi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sait Gönen, son birkaç gündür hastanelere başvuru sayısında bir miktar artış olduğunu belirtirek, “Kafeler, lokantalar böyle dolar taşarsa Nisan ayında üçüncü dalgayı görürüz. Nişantaşı’nda kafe ve kapalı mekanların dolup taştığını gördüm. Trafik her yerde kilitlenmiş durumda. İnsanlar bunaldı ancak dikkatli olmalıyız. Bu şekilde devam edersek maalesef yine kötü günler bizi bekliyor” dedi. "MANZARA KORKUTTU" İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Erk, yeni normalleşme sürecinin erken olduğunun ısrarla altını çizerek, “En son söyleyeceğimi ilk baştan belirteyim, İstanbul gibi metropolde bu davranış biçimiyle pandemi sürer gider. Haftalar sonra bir işim dolayısıyla Bakırköy’e gittim. Gördüğüm manzara gerçekten korkuttu. Sokaklar insan yığınlarından geçilmiyor. Umarım olmaz, umarım kimsenin canı yanmaz ama birkaç hafta sonra çok ciddi vaka artışları göreceğiz. Caddeler, sokaklar arabalardan insanlardan geçilmez durumda. Vatandaşlara kapalı, dar alanlardan uzak durmaları gerektiğini söylemekten dilimizde tüy bitti. Maske kullanımımız da sorunlu. Bazı kişiler bir maskeyi günlerce takıyor” diye konuştu. "ASIL TABLOYU ÜÇ HAFTA SONRA GÖRECEĞİZ" Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan da mevcut görüntülerin devam etmesi durumunda vaka sayılarının ciddi oranda artacağına değinerek, “Son bir haftalık dönemde az da olsa tırmanışa geçen vaka artış sayısı Karadeniz’deki tablo ile ilintili. Karadeniz’den her gün binlerce insan İstanbul’a geliyor. Asıl tabloyu ise üç hafta sonra görmeye başlayacağız. İstanbul’da vaka artışı kaçınılmaz olacak. İnsanların pandemiyi ne derece anlayıp anlamadığını bir yıllık süreçte görmüş olmamız gerekiyor. ‘Biz bu işi başardık, artık tehlike geçti’ algısı yaratarak normalleşmeye giderseniz, vatandaş da tedbirleri gevşetir. Mevcut görüntüler sürdükçe pandemiyi atlatamayız” ifadelerini kullandı. Cumartesi günü akşam 21.00'dan Pazartesi sabahı 05.00'e kadar sokağa çıkma kısıtlaması uygulanacak iller şöyle: Yüksek Riskli iller (Turuncu): İstanbul, İzmir, Kırklareli, Tekirdağ, Kocaeli, Yalova, Çanakkale, Muğla, Antalya, Kütahya, Bilecik, Düzce, Bolu, Zonguldak, Karaman, Mersin, Niğde, Kırıkkale, Kayseri, Kilis, Artvin, Ardahan. Çok yüksek riskli iller (Kırmızı): Edirne, Balıkesir, Sakarya, Burdur, Konya, Aksaray, Sinop, Samsun, Amasya, Tokat, Ordu, Giresun, Gümüşhane, Trabzon, Rize, Osmaniye, Adıyaman. BİLİM KURULU ÜYESİ UYARDI: VAKA SAYILARI DAHA DA ARTABİLİR Daha... » - ntv.com.tr ntv.com.tr -

07:26

7.03.2021
Diğer Haberler

...
TEPAV araştırma: Laiklik yükselişte!

Milliyet gazetesi yazarı Güneri Civaoğlu araştırma sonuçlarını köşesine taşıdı - T24 T24 -

16:40

5.03.2021
Diğer Haberler

Şablon
AVM'ler için pazar günü tartışması

Küçük işletmeler, AVM’ler ve zincir mağazaların pandemiden sonra da pazar günü kapalı kalması için harekete geçti. Perakende yasa taslağına bu maddenin girmesini isteyen işletmele r, Avrupa’yı örnek gösteriyor. AVM yönetimleri ise, 'İstihdam zarar görür' diyor. Türk perakendesinde ‘pazar’ günü tartışması yeniden alevlendi. Esnaf, sanatkar ve küçük işletmeler, yeni perakende yasa taslağında AVM’lerin ve zincir mağazaların pazar günü kapalı kalması maddesinin yer alması için harekete geçti. Daha önceden de dile getirilen bu talep, pandemi döneminde AVM’lere getirilen hafta sonu kısıtlaması nedeniyle yeniden gündeme taşındı. Milliyet gazetesinden Hanife Baş'ın haberine göre değişiklik yapılan ‘Perakende Ticaretin Düzenlenmesine İlişkin Mevzuat’ın gelecek hafta Meclis’e sunulması bekleniyor. Yasa taslağı için perakendenin bütün taraflarından görüş alınıyor. PANDEMİDE ALIŞILDI Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken, yeni yasa tasarısında esnaf, sanatkar ve küçük işletmeleri korumak için düzenlemeler yapılmasını istediklerini söyledi. Palandöken, “Avrupa ülkelerinin çoğunda AVM’ler ve zincir mağazalar cumartesi öğleden sonra kapatıp pazartesi gününe kadar kapalı kalıyor. Daha önceden de gündeme getirdiğimiz bu modelin uygulanmasını istiyoruz. Yoksa küçük işletmelerin yaşama şansı yok. Yeni yasa tasarısında sadece AVM’ler değil, zincir mağazaların da pazar günü kapalı olması kuralının konulmasını istiyoruz” dedi. Yasa taslağı için bütün tarafların görüşlerinin alındığını ve gelecek hafta Meclis’e ve Cumhurbaşkanı’nın imzasına gönderilmesinin beklendiğini dile getiren Palandöken, “Biz bu maddenin yasa taslağında olması için çalışıyoruz. Bütün kesimler çalışıyor. Türkiye’de 2 milyon 250 bin iş yeri var. KOBİ’ler de bu kararın alınmasını istiyor. Hepsi de AVM ve zincir mağazalardan şikayetçi. Bütün zincirler de her şeyi satıyor. Herkesin her şeyi satmaması lazım. Haksız rekabete neden oluyor. Fiyat ve piyasa hakimiyeti ellerinde. Pandemi döneminden insanlar hafta sonu AVM’lerin kapalı olmasına da alıştı. AVM çalışanları da pazar günü dinlenir” diye konuştu. "AVM'Yİ KAPATMAK KOLAY DEĞİL" Türkiye Perakendeciler Federasyonu (TPF) Başkanı Ömer Düzgün, sektörde AVM’lerin pazar günü kapalı kalması yönünde talepler olduğu yönünde bilgiler aldıklarını dile getirerek, “Bu dönemde AVM’yi kapatmak kolay değil. Hele ki pandemiden bu kadar etkilenilen bir dönemde. Sadece gıda perakendesinin pazar günü kapalı olması yönünde bir karar alınabilir. Bizden de görüş istendi. Görüşümüzü belirttik” ifadelerini kullandı. "AVM'NİN KAPISINA KİLİT VURDURUR" Alışveriş Merkezleri ve Yatırımcıları Derneği (AYD) Başkanı Hüseyin Altaş, böyle bir kararın AVM’lerin kapısına kilit vurmak anlamına geldiğini vurgulayarak, şu görüşleri dile getirdi: “Zaten şu anda AVM’ler hafta sonu kısıtlaması nedeniyle yüzde 40 kayıp yaşıyor. Bir de pandemiden sonra pazar günü kapalı kalırsa AVM’ler hiç toparlayamaz. Avrupa’da yıllardır uygulanan böyle bir düzen var ama yatırımcı ona göre yatırım yapıyor. Türkiye’de yatırımlar var olan düzene göre yapıldı. Yatırımcılar böyle bir kararda zorlanır. Ayrıca böyle bir karar istihdam kaybına neden olur. Herkes eleman azaltma yoluna gider. Ayrıca bu uygulamanın olduğu Avrupa ülkeleri geri adım atmaya hazırlanıyor.” Daha... » - ntv.com.tr ntv.com.tr -

07:58

27.02.2021

...
Milliyet Mimarlık ekinin 2. sayısı Pazar günü Milliyet Gazetesi ile birlikte bayilerde!

YAPI Dergisi'nin içerik yönetimiyle yayınlanan Milliyet Mimarlık ekinin 2. sayısı 28 Şubat Pazar günü Milliyet Gazetesi ile birlikte bayilerde! - Milliyet Milliyet -

17:00

26.02.2021

Şablon
Aşıyı neden istemiyorlar? Aşı reddi en fazla Güneydoğu'da

2019 yılında Türkiye genelinde yapılan araştırmaya göre nüfusa oranla aşı reddinin en yüksek olduğu bölge Güneydoğu Anadolu, en az olduğu bölge Karadeniz. Aşı reddinin en büyük se bebi, aşının içeriğindeki maddelerin istenmeyen etkilere yol açabileceği korkusu. Türkiye’de 2011’de 183 olan aşı reddi, 2018’de 23 binlere ulaşırken, Türk bilim insanlarının 2019 yılında Türkiye genelinde aile hekimleriyle yaptığı çalışma, aşı reddindeki durumu gözler önüne serdi. Uluslararası saygınlığı yüksek tıp dergisi Human Vaccines&Immunotherapeutics’de yayımlanan çalışmaya göre, Türkiye’de nüfusa oranla aşı reddinin en yüksek olduğu bölge Güneydoğu Anadolu, en az olduğu bölge ise Karadeniz. Milliyet gazetesinden Aykut Yılmaz'ın haberinde görüşlerine yer verilen Şanlıurfa Aile Hekimleri Derneği Eğitim Akademisi Başkanı Dr. Kutay Güven, yazarlarından olduğu çalışmada, “Türkiye’de görev yapan coğrafi bölgelere göre homojen olarak seçilmiş 804 aile hekiminin klinik gözlemlerinin alındığını, aşı kararsızlığının sebeplerinin tespitinde ve aşı kararsızlığının çözümünde kilit rol oynayan aile hekimlerinin yaklaşımlarının irdelendiğini” belirtti. Güven, araştırmanın Türkiye’de ve dünyada son dönemde ciddi artış gösteren aşı kararsızlığı ile ilgili atılacak adımlar için yol gösterici olacağını kaydetti. ÜRKÜTEN ORAN Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Ahmet Rıza Şahin de, Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nca başarıyla yürütülen aşılama çalışmalarının bölgesindeki ülkelere kıyasla çok yüksek olduğu bilgisini verdi. Şahin, “Aşı kavramının hem hekim hem de bireyler tarafından iyi anlaşılması, aşı tereddütü ve buna bağlı olarak reddini engelleyebilir. Bu anlamda yaptığımız çalışmanın sonuçlarını ‘Human Vaccines & Immunotherapeutics’ dergisinde duyurduk. Katılımcıların yüzde 69,2’sinin kayıtlı nüfuslarından en az bir ailenin aşı reddi yapmış olması, karşı karşıya kalınan durumun ne denli önemli olduğunu gözler önüne sermekte” dedi. "VERİLECEK EĞİTİM ÖNEMLİ" Yaptıkları çalışmada aşıyı reddeden ailelerin en sık dile getirdiği gerekçenin, “aşıların içeriğindeki maddelerin yol açabileceği olası etkiler olduğunu belirten Şahin, şöyle dedi: “Ülkemizde dini sebepli kaygılar, bazı yerlerde en sık sebep olarak görülse de ülke genelinde aşı reddinde üst sıralarda yer almamakta. Farklı coğrafyalardaki müslüman topluluklarda helal içerik kaygısı aşı reddinin en önemli sebebiyken çalışmamızda bunun Türkiye için geçerli olmadığını göstermiş olduk. Nüfusa oranla en yüksek ret bizim çalışmamızda Güneydoğu Anadolu’da, en az ise Karadeniz’de. Karadeniz hariç bütün bölgelerde aşı reddinin sebebi içeriğindeki maddelerin oluşturacağı hastalıklar (aşı güvenliği) korkusu. Karadeniz’de ise en sık dile getirilen sebep, dini kaygılar. Tüm Türkiye’de aşı reddinin en sık sebebi yüzde 53 oranıyla içeriğindeki maddelerin oluşturacağı hastalık kaygısı. Çalışmamızda en sık reddedilen aşıların beşli karma aşı ve ardından kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşısı olduğunu gördük. Anne babaların aşı reddi kararını doğumdan sonraki iki ay içinde alması, doğuma aşı reddi kararlılığı ile girmediğini düşündürmekte. Bu yüzden bu dönemde ailelere verilecek eğitimleri önemsiyoruz.” DÜNYADA DA TARTIŞILIYOR Aşı reddi, dünyada da geniş şekilde tartışılan bir mesele. Londra merkezli sağlık araştırmaları kuruluşu ‘The Wellcome Trust’ın 2018’de yaptığı 140 ülkeyi kapsayan çalışmaya göre, dünya genelinde ankete katılanların yalnızca yüzde 7’si “Aşılar güvenlidir” ifadesine “kesinlikle katılmadıklarını” veya “kısmen katılmadıklarını” söyledi. Aşıların güvenilir olduğuna ‘kesinlikle katılmadıklarını’ ya da ‘kısmen katılmadıklarını’ bildiren insanların en fazla olduğu ülke Fransa’ydı. Fransızların yüzde 33’ü, aşıların güvenli olduğunu düşünmüyor. Fransa’yı, yüzde 26 ile Gabon, yüzde 25 ile Togo, yüzde 24 ile Rusya, yüzde 21 ile Avusturya ve İzlanda takip ediyor. Öte yandan, Aralık 2020 Ipsos anketine göre, Fransa’daki insanların sadece yüzde 40’ı bir Kovid-19 aşısı mevcutsa yaptıracaklarını söyledi. Ankete göre, corona virüs aşısı yaptırmaya istekli olanların oranı İngiltere’de yüzde 77, Almanya’da yüzde 65 ve İtalya ile İspanya’da ise yüzde 62. Dünya genelinde aşıya olan güvenin en az olduğu ülkenin Fransa olmasının sebebinin, geçmişte yaşanan aşı ve ilaç skandalları nedeniyle halkın hükümete güvenmemesi ve “aşılamanın devletin özel hayata müdahelesi olarak görülmesi” olduğu tahmin ediliyor. Daha... » - ntv.com.tr ntv.com.tr -

08:28

24.02.2021

Şablon
Korkulan eşik aşıldı: Trafik, artık tüm güne yayılıyor

İstanbulluları çıldırtan trafik yoğunluğu, her geçen gün artmaya devam ediyor. Mesai başlangıcı ve bitiş saatlerinde zirve noktasına görmeye alışık olduğumuz trafik, artık tüm gün e yayılıyor. İstanbul’da yeni yılın ilk günlerinden itibaren artmaya başlayan trafik yoğunluğu her geçen gün daha da yoğunlaşıyor. Ana arterlerde, zirve saatlerde görmeye alışkın olduğumuz yoğun trafik, son 2 haftadır tüm güne yayılırken, uzmanlar bu durumu ‘zirve saat sapması’ olarak yorumluyor. Araç hızları zirve saatlerde E-5, TEM otoyolu, Köprü geçişleri ve bağlantı yollarında 10 km/saat hız seviyesine gerilemiş vaziyette. Normalde sabah işe gidiş ve akşam eve dönüş saatlerinde tıkanan ana arterlerdeki yoğunluk, artık sabahın ilk ışıklarından akşam 21.00’den sonrasına da sarkabiliyor. ÖZEL ARAÇ TERCİHİNDEKİ ARTIŞ Uzmanlar bu durumu özel araç tercih edenlerin sayısındaki yüzde 10’luk artış ile mesai kavramını ortadan kalkmasına bağlarken, Milliyet gazetesinden Mert İnan'ın haberinde görüşlerine yer verilen İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşımdan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Orhan Demir, “Toplu taşımadan özel araca yönelişin önü kesilmiyor. Kovid-19 vaka sayısı ile toplu ulaşımdaki doluluk oranları arasında bir paralellik yok. Yani vatandaşlarımız boşuna endişe edip, toplu ulaşımdan kaçınıyor. Bir diğer sorun da araç fiyatlarının tavan yapmasından sonra dar gelirli birçok insanın eski araçlara yönelmesi oldu. Çok fazla yolda kalan araç olduğunu görüyoruz. Bu durum bile trafiğin akışını bozabiliyor. Sokağa çıkma yasakları düzenli trafik hareketi dediğimiz dengeyi tamamen altüst etti. Artık ‘Zirve Saat’ dediğimiz durum da tamamen değişti. Zirve Saatler pandemi nedeniyle neredeyse gün ortalarına kadar sarkmış durumda. Biz buna ‘Zirve Saat Sapması’ tanımı yapıyoruz” dedi. "ASLA BİNMEM DİYOR" Toplu ulaşımdaki doluluk oranlarının yüzde 50 azaldığına da dikkat çeken Demir, “Toplu ulaşım yarı kapasiteyle çalışılıyor. Karayolu trafiği tam anlamıyla dengesiz ve katlanılamaz duruma geldi. Vatandaşın büyük bir kısmı, ‘Asla toplu taşımaya binemem’ diyor. Sefaköy, Avcılar, Beylikdüzü, Esenyurt’taki nüfus yoğunluğu İstanbul’un merkez lokasyonu dediğimiz bölgelerdeki trafiği etkiliyor. Anadolu Yakası’nda ise Ataşehir’den Altunizade’ye uzanan bölgedeki nüfus hareketi de merkez ve merkeze çıkan yollarda kilitlenmeye neden oluyor” diye konuştu. "KORKTUĞUMUZ BAŞIMIZA GELDİ" İstanbul Ticaret Üniversitesi Ulaşım Bölümü Müdürü Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı, İstanbul’un ana arterlerindeki trafik yoğunluğunda Covid-19 öncesi döneme göre 30’luk artış tespit ettiklerini belirterek şunları söyledi: “Benzer durum 2005 yılında da ortaya çıkmıştı. O dönem köprülerdeki nakit geçişlerden, şişe ağzı dediğimiz şeritlerin düzenlemesine kadar birçok yenilik hayata geçirildi. 2005 İstanbul ulaşımı için kırılma yılıydı. O toplantılardan sonra toplu ulaşımda büyük yatırım ve atılımlar gerçekleştirilmeye başlandı. Bu nedenle hem belediye başkanları, hem hü kümet ortak planlama yapmalı. Sürücü davranışları bu şekilde devam ettiği sürece trafik çilesi bitmez. Olur olmadık her yerde duraklama yapan veya yolcu indirip, bindiren sürücüler de trafiğin artmasına neden oluyorlar. Bunlar için EDS’lerin artırılması gerekiyor. Son bir haftadır katlanılamaz dediğimiz tablo ortaya çıkmış durumda. Zirve saatlerde ana arterlerdeki hız 10km/saat seviyesine düşmüş vaziyette. Korktuğumuz başımıza geldi. Toplu ulaşım yarı yarıya düşerken, trafik 1.5 kat artmış durumda” şeklinde konuştu. YOĞUNLUK YÜZDE 72 İstanbul’da dün özellikle saat 21.00’de başlayan sokak kısıtlaması öncesinde trafik yoğunluğu oluştu. Anadolu Yakası’nda Avrasya Tüneli girişindeki birikme D-100 Karayolu’ndan Kartal’a kadar, Avrupa’da D-100 Karayolu’nda Çağlayan bölgesinde başlayan yoğunluk Esenyurt’a kadar uzandı. Kentte saat 18.30 itibarıyla trafik yoğunluğu yüzde 72 olarak ölçüldü. Daha... » - ntv.com.tr ntv.com.tr -

08:07

23.02.2021
Diğer Haberler

Şablon
İstanbul'da normalleşme adımları: Kafe ve restoranlar hazırlıklara başladı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Mart başı kademeli normalleşme” sözlerinin ardından aylardır kapalı olan işletme sahipleri, “Yasaklar kalkarsa tüm tedbirlerle açılmaya haz ırız” diyor. İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, İstanbul’un 1 Mart’tan itibaren kısıtlamanın azaltılmasına hazır olduğunu söyledi. Öte yandan, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da dün Twitter hesabından normalleşme için tarih verdi, “1 Mart itibarıyla kademeli normalleşeceğiz” dedi. Covid-19 önlemleriyle ilgili normalleşme süreci 1 Mart itibarıyla başlıyor. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca dün Twitter hasabından, “Normalleşme adımlarını titizlikle çalışıyoruz. Yerinde karar dönemi ile kademeli normalleşeceğiz. 1 Mart itibarıyla süreç belirlenen kriterler çerçevesinde, dört risk seviyesinde valilerimizin başkanlığındaki il hıfzıssıha kurullarımızla başlayacak” paylaşımında bulundu. İllerdeki kısıtlamalar, düşük, orta, yüksek ve çok yüksek olarak belirlenen dört risk kademesine göre esnetilecek ya da genişletilecek. Bakan Koca da konuya ilişkin daha önce yaptığı açıklamada, illerin risk durumlarına göre mavi, sarı, turuncu ve kırmızı renklere ayrılacağını ve risk hesaplamalarının da vaka sayılarına göre belirleneceğini söylemişti. EN DÜŞÜK MAVİ, EN YÜKSEK KIRMIZI Buna göre, yüz binde 10’un altındaki iller (düşük riskli) mavi, yüz binde 11-35 arası (orta riskli) sarı, yüz binde 36-100 arası (yüksek riskli) turuncu ve yüz binde 100’ün üstündeki iller (çok yüksek riskli) kırmızı olarak gösterilecek. İl bazında vaka sayıları haftalık olarak yayınlanacak. Böylece o illerde yaşayanlar, açıklanan vaka sayılarına bakarak kısıtlamaların gevşetilip gevşetilmeyeceğini ya da daha da genişletilip genişletilmeyeceğini önceden görecek. Önlemlerdeki değişikliklere 2 haftalık izleme sonrası karar verilecek. ‘İSTANBUL GEVŞEMEYE HAZIR" Milliyet gazetesindeki habere göre, İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, megakentin 1 Mart’tan itibaren kısıtlamanın azaltılmasına hazır olduğunu söyledi. Memişoğlu, sosyal medya hesabından paylaştığı açıklamada özetle şöyle dedi: “Süreç olarak şu anda iyi bir pozisyondayız. Hasta sayılarımız minimalize edilmiş durumda, hastanelerde yoğun bakımlarımız ve hasta yoğunluğumuz azalmış durumda. İnşallah böyle devam eder. İstanbul şu anda esasında Cumhurbaşkanımızın dediği gibi 1 Mart’tan itibaren olacak kısıtlamaların azalmasına hazır. Bu konuda da özellikle öğrencilerimizin, çocuklarımızın okullarına, arkadaşlarına kavuşmasını, esnafımızın işyerini açmasını bekliyoruz. Bu konuda her türlü hazırlığımızı da yapmış durumdayız. İstanbul’da vaka sayıları esasında minimimize edilmiş durumda ama bu minimizasyonun devamı için uyum şart.” GÖZLER 1 MART'TA Milliyet'ten Gökhan Kam'ın haberine göre; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “İllerimizi, bakanlığımızın belirlediği kriterlere göre dört gruba ayırarak mart başı itibarıyla kademeli normalleşme sürecini başlatıyoruz” demesinin ardından gözler aylardır kapalı olan lokanta, restoranlar ile pastane ve benzeri iş yerlerine çevrildi. Milliyet gazetesi İstanbul’un çeşitli ilçelerindeki kafe ve restoranlara normalleşme süreciyle birlikte yeniden açılmaya hazır olup olmadıklarını sordu. 'UMUDUMUZ KALMADI' Muhabirlerin ilk durağı Bağcılar Meydanı ve çevresinde hizmet veren kafe ve restoranlar. Yeni normalleşme sürecine hazır olup olmadığını sorduğumuz börekçi Yavuz Özgür, “Yeniden açılmayı dört gözle bekliyoruz. Bu süreçte işlerimiz çok düştü. Önceki normalleşme sürecinde zaten tedbirlerimiz almıştık. Yeni normalleşmede neler olacak bilmiyoruz. 45 dakika kuralıyla açılacaksa hiç açılmasın” diye konuştu. Restoran işletmecisi Tolgahan Parçaoğlu ise “Herhangi bir hazırlığımız yok. Umudumuz da yok. 1 Mart dendi ama 1 Mart’tan sonra belli yerlerin açılacağı söylendi. Biz umutsuzuz çünkü risk kriterlerine göre İstanbul’da ilk etapta bir esneme beklemiyoruz” derken bir başka restoran işletmecisi Menderes Yılmazsu da, “Nasıl açılacağımıza dair belirli bir şey yok. Restoranımız büyük, her türlü önlemi alabiliriz. İşlerimizde yüzde 50 düşüş var. Bir müşteri 45 dakikada oturabilecek olsa da açılmamız biraz olsun işlerimizi düzeltebilir” diye konuştu. HAZIRLIKLARA BAŞLADIK Kafe ve restoranların yoğun olduğu Şirinevler Meydanı ve çevresinde konuştuğumuz esnaf açılmaya hazır olduklarını belirtti. Meydandaki lokanta işletmecisi Taner Sural, “Hazırlığımız zaten vardı. Ekstra bir şeyler isterlerse onlara da hazırlarız. Gerekirse her masada bir kişi de oturtabiliriz. Müşterimiz 45 dakikada yemeğini yiyebilir. O yüzden bu süre bize yeter” dedi. “1 Mart için hazırlıklarımızı yapmaya başladık” diyen restoran işletmecisi Günay Özben da, “Güvenli işletme sertifikası almak için başvurumuzu yaptık. Eylem planımızı hazırladık. Pandeminin başından beri zaten tedbirliydik. Açılırsa işlerimizde hemen bir düzelme beklemiyoruz. Ama artık bir an önce açılmayı bekliyoruz” şeklinde konuştu. Kafe işletmecisi Sadi Çelik ise, “Artık ayakta kalabilmek için açılmamız lazım” diyor. Günün 24 saati hareketli olan Beyoğlu İstiklal Caddesi ve çevresindeki işletmelerde büyük bir heyecanla 1 Mart’ı bekliyor. “Bir önceki kısıtlamada tüm önlemlerimizi almıştık zaten” diyen kafe işletmecisi Nuri Bulcan, “Yeni kurallar ne olacak bilmiyoruz şu an. Kafe için bahsedilen 45 dakika kuralı saçma. İnsanlar buraya boş zamanını değerlendirmeye geliyor. 45 dakika oturduktan sonra ‘kalk git’ nasıl diyelim” dedi. İŞLETMELER BİR YOLUNU BULUR İstanbul’un en yoğun ilçelerinden biri olan Beşiktaş’ta çarşı esnafı işlerinin kötü olduğunu belirterek normalleşmeyle birlikte açılmayı beklediklerini belirtiyor. Kebapçı Atilla İledi, “Pandemi sürecinde belirtilen kurallara göre işletmemizi uygun hale getirdik. Yarın açılacakmış gibi hazırız. Esneme olursa da biz bütün önlemleri alarak hazırız. HES kodu taraması yapabiliriz. Zorlu bir süreç hep birlikte atlatacağız” derken; kafe işletmecisi Tarkan Topçu, “Hazırlıklarımızı yapmaya başladık. Müşteriye ne satabiliriz, bunları müşteriye nasıl sunarız. Neyle servis yaparız hazırlığına başladık. Müşteriyi HES koduyla alıp adisyona oturduğu yazılan saatten 45 dakika dolup dolmadığına bakılacak. Bu 45 dakikayla işletmeler bir yolunu bulur oynar. Kafe ve restoranlar buna bir çözüm yolu bulur” açıklamasında bulundu. İSTANBUL NORMALLEŞMEYE HAZIRLANIYOR Daha... » - ntv.com.tr ntv.com.tr -

08:50

21.02.2021
Diğer Haberler

Şablon
AKP'nin 'Boğaziçi Hukuk'a atadığı dekandan ilk açıklama: Babamın oğlu gelse ödün vermem...

AKP'nin Boğaziçi'ne yaptığı kayyum atamasının ardından ikinci hamlesi üniversite bünyesinde iki yeni fakülte kurma kararı olmuştu. - sol.org.tr sol.org.tr -

09:29

20.02.2021

Şablon
Abbas Güçlü'den 'eğitim sistemi' açıklaması: Tümüyle çöpe atılması gerekiyor

Milliyet gazetesi yazarı Abbas Güçlü, TV5’te yayımlanan programda "Eğitim modeli yeniden yapılacaksa üretim liseleri açılmalı. Bugünkü eğitim sisteminin tümüyle çöpe atılması gere kiyor" önerisinde bulundu. Daha... » - internethaber.com internethaber.com -

15:17

19.02.2021

Şablon
Kredi dolandırıcılığında zarardan banka sorumlu

Sosyal medyada bir bankanın taşıt kredisi reklamına tıklayan Mehmet Ali Rüzgar’ın hesabı dolandırıcılar tarafından ele geçirildi. Savcılığa başvuran Rüzgar, kredi işlemleri sırası nda bankanın kendisini bilgilendirmediğini belirterek, şikayetçi oldu. Antalya 2. Tüketici Mahkemesi de, bilirkişi raporlarını dikkate alarak Mehmet Ali Rüzgar’ın bankaya borcu olmadığı kararını verdi. Antalya’da bir otelde çalışan Mehmet Ali Rüzgar, 2019 Ağustos ayında Facebook’ta gördüğü özel bir bankaya ait ‘Düşük faizli taşıt kredisi’ reklamına tıklayınca başına gelmeyen kalmadı. Bankanın uygulamasına benzer şekilde düzenlenmiş zararlı yazılımla kopya sayfaya yönlendirilen Rüzgar’ın tüm hesap bilgileri ve şifresi, dolandırıcıların eline geçti. Bu bilgilerle online kart oluşturup alışveriş yapan dolandırıcılar, ayrıca Rüzgar’ın adına 48 ay vadeli 36 bin liralık kredi çekti. 10 dakika içerisinde gerçekleşen olayların ardından sözkonusu banka tarafından aranan Rüzgar’a 34 bin TL’lik EFT talimatı verdiği iletildi. Bankayı arayan Rüzgar, paranın gönderilmesinin iptal edilmesini istese de paranın çoktan İstanbul Şişli’deki özel bir bankaya EFT yapıldığını öğrendi. İKİ AYRI GÖRÜŞ Milliyet gazetesinden Cihat Aslan'ın haberine göre savcılığa başvuran Rüzgar, kredi işlemleri sırasında bankanın kendisini bilgilendirmediğini belirterek, şikayetçi oldu. 10-15 dakika içerisinde 70 bin lira dolandırıldığını anlatan Rüzgar, “36 bin TL kredi çekilerek anında EFT yapılmış. Bankadan savcılığa yönlendirdiler. Krediyi ödemem için banka maaşıma bloke koydu. Dava açıldı, bilirkişi görevlendirildi. İlk bilirkişi bankanın olayda kusuru olmadığını belirtti. Bu rapora itiraz ettim. İtirazım, bankanın kredi çekilirken SMS’le bilgilendirmemesi, aramamasıydı. Görevlendirilen yeni bilirkişiler tekrar inceleme sonrası, bankanın kusuru olduğu raporunu verdi” ifadelerini kullandı. Antalya 2. Tüketici Mahkemesi de, bilirkişi raporlarını dikkate alarak Mehmet Ali Rüzgar’ın bankaya borcu olmadığını, üst mahkemeye itiraz yolu açık olmak üzere kararını verdi. "FATURA VATANDAŞA KESİLEMEZ" Rüzgar’ın avukatı Barış Karahan şu bilgileri paylaştı: “Sözkonusu banka kredi çekilirken bir bilgilendirme yapmadı. İş işten geçtikten sonra hesabından çekilen kredinin EFT yapıldığını bildiriyor. Mahkeme incelemesini yaptığında, bankanın gerekli güvenlik önlemleri ve tedbirleri almadığı, önleyici mesajlar ve bilgilendirmeler yapmadığı ciddi ihmali olması nedeniyle faturanın vatandaşa kesilemeyeceğini belirterek, bankayı haksız buldu. İnternet bankacılığı aracılığıyla kredi kullanılması durumunda, bankaların tüketiciyi telefonula veya SMS yoluyla bilgilendirilmesi gerekiyor. Bunu çoğu banka yapıyor. Sözkonusu banka bunu ihmal etmiş.” Daha... » - ntv.com.tr ntv.com.tr -

08:15

18.02.2021
Diğer Haberler

Şablon
Taslak hazırlandı: Zincir marketler sigara ve elektronik eşya satamayacak

AVM ve zincir marketlere getirilecek kriterlerle birlikte satış yapılacak ürünlerlede düzenleme getiriliyor. Ticaret Bakanlığı’nın hazırladığı taslağa göre, gıda marketinde cep te lefonu, elektronik satışı yasak olacak, zincir marketlerinde sigara satılmayacak, pazar günü 11.00’den önce kepenk açılamayacak. Alışveriş merkezleri (AVM) ile zincir marketlere mesafe ve nüfus kriteri ile birlikte satış esaslarında da bir dizi değişikliğe gidilecek. Milliyet gazetesinden Mithat Yurdakul'un haberinde yer verdiği Ticaret Bakanlığı’nın taslak düzenlemesine göre, elektronik ortamda satış ve 1500 metrekareden büyük mağazalar hariç olmak üzere, zincir gıda marketlerinde tütün mamülü, mobilya, cep telefonu, elektronik eşya ve beyaz eşya satılamayacak. Küçük esnafı korumak amacıyla, zincir gıda marketleri, pazar günleri saat 11.00’den önce açılamayacak. Ticaret Bakanlığı’nın hazırladığı kanun teklifi taslağına göre, perakende ticaretin rekabet şartlarına göre yapılması, tüketicinin korunması ve perakende işletmelerin dengeli şekilde büyümesi için bir dizi düzenlemeye gidilecek. Taslağa göre, zincir mağazaların geleneksel perakende işletmelere olumsuz etkilerinin azaltılması ve perakendecilere korunma sağlanması için zincir marketlerin bazı ürünleri satmasına yasaklama getirileceği kaydedildi. Buna göre, elektronik ortamda satış ve 1500 metrekareden büyük mağazalar hariç olmak üzere, zincir gıda marketlerde tütün mamülü, mobilya, cep telefonu, elektronik eşya ve beyaz eşya satılamayacak. Marketlerin elektronik ortamdaki satışlarında ise mevcut yasak ve düzenlemeler geçerli olmaya devam edecek. ŞİKAYET EDİLEN ÜRÜN LİSTEDEN ÇIKARILMAYACAK Hızlı tüketim ürünleri satan mağaza ve zincir marketlerin raflarının yüzde 1’i, coğrafi işaretli ürünlerin satışına ayrılacak. Coğrafi işaretli ürünlerin yanı sıra bu alanlarda, marketin bulunduğu ildeki yöresel ürünler yer alacak. Marketler, promosyonlu ürünlerden kaynaklanan kayıpları, üreticiye yansıtamayacak. Reklam, anons, ürünlerin yerleştirilmesi gibi hizmetler nedeniyle üretici veya tedarikçiden para talep edilmeyecek, ancak ikili sözleşme yapılması halinde bedel alınabilecek. Tarım ve gıda ürünlerinin markete sağlam şekilde tesliminin ardından, ürünün bozulması halinde üreticiden zarar tazmini istenemeyecek. Gıda ürünlerinin müşteri şikayeti nedeniyle incelenmesinde de üreticiye bir bedel yansıtılamayacak. Sebze ve meyve ile 30 gün içinde bozulabilen ürünlerin bedeli, üreticiye 30 gün içinde ödenecek. Marketler, kamu kurumlarına veya adli mercilere şikayet nedeniyle ürünlerin listeden çıkarılması, sipariş edilen miktarın azaltılması ve promosyonunun durdurulması gibi “misilleme” hareketlerine başvuramayacak. SAAT 11.00 SINIRI Taslağa göre, bakkal gibi küçük perakendecilerin taleplerini karşılamak ve bu kesimin korunmasını sağlamak amacıyla, zincir gıda marketleri, pazar günleri saat 11.00’den önce açılamayacak. Daha... » - ntv.com.tr ntv.com.tr -

08:56

11.02.2021
Diğer Haberler

Şablon
İstanbul’da simide zam!

İstanbul’da 100 gramlık simidin fiyatı yüzde 25 artarak, 2 liradan 2.5 liraya yükseldi. Odadan gelen tarifeyi uygulamaya başladıklarını söyleyen simitçiler, maliyetlerin arttığını dile getiriyor. İstanbul’da sokak simidinin fiyatı 2.5 liraya yükseldi. Daha önce 2 liraya satılan 100 gramlık sokak simidi, yüzde 25 zamlandı. Simit üreticileri, İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği’nden (İSTESOB) gelen tarifeyle yeni fiyata geçtiklerini açıkladı. Simit üreticileri geçen yıldan bu yana un fiyatlarında yüzde 50’yi aşkın, susam fiyatlarında ise yüzde 20-25 düzeyinde artış olduğunu belirtirken, elektrik, su giderlerinde de artış olduğunu ifade etti. 2.5 liralık fiyatın geçen yıl belirlendiğini söyleyen simit üreticileri, yeni tarifeye geçildiğini kaydetti. Milliyet gazetesinden Aylin Rana Aydin'in haberinde görüşlerine yer verilen, İstanbul Fırıncılar Odası Başkanı Erdoğan Çetin, geçen yıldan bu zamana kadar un fiyatlarında yüzde 50 artış olduğunu belirtti. Susamın ithal edildiğine değinen Çetin, "Susam fiyatlarında da yüzde 20-25 düzeyinde bir artış var. Fırınlarda 2 liraya satılıyor simitler. Fakat simitçilerin ve fırıncıların yaptığı simitler farklı oluyor. Fırınlar ekmeklik undan, simitçiler simit unundan yapıyor" diye konuştu. SEKTÖRDEN TALEP GELDİ İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği’nden (İSTESOB) yapılan açıklamaya göre, 100 gramlık simitin 2.5 lira olmasına yönelik geçen yıl sektörden bir zam talebi geldi. Maliyetlerin artması nedeniyle yeni tarifeye geçmeye başlandığı belirtilirken, 1.75 ila 2.5 lira arasında satış yapıldığı ifade edildi. ANKARA VE İZMİR’DE 2 LİRA İzmir ve Ankara’da 100 gramlık simit de 2 liradan tüketiciye sunuluyor. 1.75 liradan satılan simit yüzde 14 artış ile 2 liraya çıktı. Esnaf odaları, artan maliyetler nedeniyle simitlere zam yapıldığını ifade ediyor. VİDEO: MAHALLELİ SİMİTÇİSİNE SAHİP ÇIKTI (GÖZYAŞLARINA HAKİM OLAMADI) Daha... » - ntv.com.tr ntv.com.tr -

09:40

10.02.2021
Diğer Haberler

...
İslam Çupi ölüm yıl dönümünde unutulmadı! İslam Çupi kimdir?

Basın Şeref Kartı sahibi ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi gazeteci İslam Çupi ölüm yıl dönümünde unutulmadı. İslam Çupi vefatının 20. Yılında anılıyor. İslam Çupi, Son Havadi s, Türkiye Spor, Yeni İstanbul, Akşam, Tercüman ve Milliyet gazetelerinde spor yazarı olarak çalışmıştı. İşte İslam Çupi'nin hayatı ve kariyeriyle ilgili bilgiler... Daha... » - Hurriyet Hurriyet -

10:52

6.02.2021

Şablon
Marmara'da deprem ölçüm cihazlarının şamandıraları çalındı

Deprem araştırmaları için Marmara Denizi’ndeki deprem ölçüm cihazlarının yerini göstermeye yarayan Kandilli Rasathanesi’ne ait 5 işaret şamandırasının çalındığı ortaya çıktı. Boğa ziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü uzmanları, İstanbul’u etkileyecek olası büyük depreme yönelik çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Uzmanlar, Marmara Denizi’nin tabanını karış karış tarayarak beklenen felaketin risk analizlerini yapıyorlar. Ancak tüm çalışmalar devam ederken, bir yandan da Türkiye’ye özgü akıl almaz vakalar yaşanıyor. Milliyet gazetesinden Mert İnan'ın haberine göre, sismik hareketliliği tespit etmek için Marmara Denizi’ne döşenen fiber optik kabloların trol teknelerinin bilinçsiz avlanmaları yüzünden parçalanması çalışmalara sekte vururken, denizdeki deprem ölçüm cihazlarının yerlerini gösteren şamandıraların da çalındığı ortaya çıktı. Kandilli Rasathanesi Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi Müdürü Dr. Doğan Kalafat, “Deprem ölçüm cihazları ile kablo bağlantılarının yerini gösteren ‘hacıyatmaz’ diye tanımlanan 30 bin lira değerindeki şamandıralar üzerime zimmetliydi. Cihaz ve kabloların yerini işaretlemek için kullandığımız bu parçalar 5 yıl önce çalındı. Kim, neden çaldı anlamış değiliz. Rasathaneye ait şamandıraları çalanlar bir türlü bulunamıyor. 2.5 metrelik, reflektörlü, şamandıraların akıbetini bilen varsa bize ulaşsın” dedi. "BEŞ TANESİ YOK" Hırsızlık hadisesinin trolle avlanan balıkçılardan sonra ikinci kez şok yaşattığını söyleyen Kalafat, “Deprem ölçüm ve analizlerine yönelik önemli aletlerimiz hem bilinçsizlik hem de hırsızlık nedeniyle kullanım dışı kaldı. Şu an için elimizde 5 kablo ve cihazdan, sadece 1’i sağlam ayrıca 5 şamandıramız kayıp. Binbir zorluklarla hayata geçirdiğimiz projelerin bu şekilde zarar görmesi bizi derinden yaraladı. Bugüne kadar şamandıra hırsızlığını gündeme getirmemiştik ancak içimizdeki yarayı paylaşmak istedim” diye konuştu. "ANLIK VERİLER GİTTİ" Kopan fiber optik kabloların önemine değinen Prof. Dr. Özener, “Sistem sayesinde veriler anlık olarak merkezde toplanıyordu. Deniz tabanının bin 200 metre derinliğine bile cihazlar yerleştirildi. Ölçüm ve takip sistemleri için 70 kilometre fiber optik kablolar döşendi. Trolle avlanan balıkçılar ise 6 yıl önce kıyıya 20-30 metrelik mesafeden geçen fiber optik kabloları parçaladılar. Tüm uyarılara rağmen bilinçsiz avlanma nedeniyle kablolar ve beraberinde cihazlar zarar gördü. 6 yıldır anlık veri alamıyoruz. Bunun yerine Marmara Denizi içinde, Türk-Japon projesi kapsamında deniz tabanı sismometre cihazlarında depolanan bilgileri belli periyotlarda inceliyoruz” diye konuştu. ADALAR’A KONULABİLIR Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Haluk Özener, trolle avlanan balıkçılar nedeniyle zarar gören kabloların yeniden yerleştirilmesinin ciddi bir bütçe gerektirdiğini belirterek, “Sismik hareketleri ölçmeye yarayan cihaz ve kablolar, geçmişte Türk Telekom’un maddi katkılarıyla yerleştirilmişti. Özel sektörün desteği olursa sistem yeniden, hızlıca kurulur” bilgisini verdi. VİDEO: İZMİR DEPREMİNİN MUCİZESİ İNCİ OKAN Daha... » - ntv.com.tr ntv.com.tr -

08:28

4.02.2021
Diğer Haberler

...
Abdi İpekçi mezarı başında anıldı

Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Başyazarıyken uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybeden Abdi İpekçi, ölümünün 42’nci yılında mezarı başında anıldı. - Hurriyet Hurriyet -

13:03

1.02.2021

Şablon
Kandilli'den olası İstanbul depremi tespitleri: Orta Marmara daha sıkıntılı

İstanbul’da beklenen olası depreme ilişkin yürütülen çalışmalarda elde edilen bulguları paylaşan Kandilli Rasathanesi yöneticileri, Silivri-Kumburgaz-Büyükçekmece’yi içine alan fa y parçasında anormallik yaşandığını, ‘olası kırılma beklenen alan’ olarak bu hattın öne çıktığını açıkladı İstanbul’da özellikle son 20 yıldır hakkında çok sayıda uyarı yapılan büyük depremin ne zaman olacağı en çok merak edilen konuların başında geliyor. İstanbul’da şehrin altından geçen bir fay hattı yok ancak Marmara Denizi’nin altından geçen ve yaklaşık 130 km kırılmamış bir fay hattı bulunuyor. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü de olası büyük Marmara Depremi’ne ilişkin aralıksız çalışmalar yürüten kurumların başında geliyor. Enstitü Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener ile Kandilli Rasathanesi Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi Müdürü Dr. Doğan Kalafat, Kandilli’nin Marmara Deniz tabanı içinde 2013’ten bu yana yaptıkları çalışmalarda ortaya çıkan son tespitleri Milliyet gazetesinden Mert İnan'a anlattı. İki bilim insanı pandemi döneminin deprem araştırmalarının hızını sekteye uğratmasından yakındı. "KABUKTAN BİLGİLER" Prof. Dr. Haluk Özener, 8 yıl önce Japonlarla “Marmara Deniz Tabanı Gözlemevi Projesi’ne başladıklarını ve bu projeden çok kapsamlı veriler elde ettiklerini belirterek, şu bilgileri verdi: “Deniz tabanına yerleştirdiğimiz elektrik alan ölçüm cihazları, tabandaki kabuk deformasyonlarını belirleyen açılma ölçerlerin yanı sıra deniz tabanı mikro-deprem ölçüm cihazları ile tabandaki sismik gözlemlere ait veriler bize yeni bilgiler sundu. İlk bulgular ‘batı paçası’ dediğimiz segmentte yılda 1.5 santim sağ yanal atım gözlemlendi. Yani Kuzey Anadolu Fay Hattı yılda 2.5 santim batıya doğru kayarken, Tekirdağ-Şarköy açıklarından Marmara Ereğlisi açıklarına uzanan fay hattı (batı segmenti) 1.5 santim sağ yanal atım, yine bu segmentte 1 santimlik sürekli enerji salınımı tespit edildi. Bu boşalım diğer segmentlere göre daha düşük bir risk olarak yorumlanabilir. Tekirdağ-Şarköy açıklarından Marmara Ereğlisi açıklarına uzanan fay hattı (batı segmenti) boyunca yapılan ölçüm sonuçlarına göre bu alandaki deprem riski Silivri’den-Büyükçekmece açıklarına uzanan orta segmentten daha düşük olarak yorumlanabilir.” "BATI’DA RİSK DÜŞÜK" Kandilli Rasathanesi Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi Müdürü Dr. Doğan Kalafat da Marmara’dan geçen Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun 2 ana kola ayrıldığını ifade ederek, şunları söyledi: “Marmara Denizi’nde tek bir fay parçası yok. Birçok fay parçası (segment) var ama biz Kuzey kolu üzerindeki ana fay parçalarını inceliyoruz. Fay zonunun Marmara Denizi’nden geçen Kuzey kolu genel olarak Batı, Orta, Doğu olmak üzere 3 ana parçadan oluşuyor. Batı ve orta segmenteki çalışmalarımız bitmek üzere. İstanbul Prens Adaları açlıklarından Çınarcık-Yalova açıklarına uzanan doğu segmentine ait veriler ise pandeminin sona ermesiyle ele alınacak. Veriler bize batı segmentindeki enerjinin daha yavaş biriktiğini ve bu alandaki depremlerin daha derinde gerçekleştiğini göstermiştir. Bu nedenle de batı segmentte olası deprem olma potansiyelinin göreceli olarak daha az risk taşıdığı şeklinde yorumlanabilir. SİLİVRİ-BÜYÜKÇEKMECE... Özel ölçüm cihazlarından alınan bilgilerin analizinden yararlandık. Batı segmentindeki yoğun enerji boşalımı söz konusu. Ancak Orta Marmara’da daha sıkıntılı bir tablo söz konusu. Bu segmentte en son meydana gelen depremin 1766’da olduğu çeşitli bilim adamları tarafından kabul edilmektedir. Yaklaşık 250 yılı aşkın süredir deprem olmamış bir alanda riskin daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca orta segmentte Japonlar ile yaptığımız çalışmada, sismik hızlarda değişkenlikler, hız kontrasları görülmüştür. Düşük hıza sahip alanlarda sismik aktivite daha yüksek ancak sismik aktivitenin düşük olduğu alanlarda sismik hızların yüksek olduğunu gördük. Eldeki verilere göre Silivri açıklarından Büyükçekmece’ye doğru uzanan orta segmentin gelecekte meydana gelebilecek depremler için aday olduğu şeklinde yorumlanabilir. Hız kontrasları olası kırılmanın olacağı yerleri gösteriyor. Yalova açıklarından Prens Adaları’nın önünden doğru uzanan parçadaki çalışmaları henüz tamamlamış değiliz. Şimdiye kadar elde ettiğimiz verilere göre yüksek anomalilerinin görüldüğü orta segment (Silivri-Kumburgaz-Büyükçekmece) açıkları. Olası kırılmanın beklendiği alan olarak öne çıkıyor.” "BÜYÜKLÜĞÜ 7’NİN ÜZERİNDE OLACAK" Kandilli Enstitüsü’nün Türkiye genelinde 450 istasyon üzerinden 7/24 saat veri topladığını anlatan Prof. Dr. Haluk Özener, İstanbul’un bir bütün halinde ele alınarak kentsel dönüşümle depreme hazırlanması hatta gerekirse belli bölgelerde transfer alanları yaratılarak, dönüşümün gerçekleştirilmesi doğru olacağını ifade etti. Kuzey Anadolu Fay’ı üzerindeki depremlerin 1939 Erzincan depreminden sonra Batı’ya doğru göç ettiğini belirten Prof. Özener, şunları dedi: “Başta İstanbul’u etkileyecek Marmara Depremi’nin büyüklüğü 7’nin üzerinde olacak. Tarih veremiyoruz. Bu aşamada yapılabilecek tek şey deprem zararlarını azaltmak. Bu tek parçalı bir kırık olabileceği gibi birden fazla kırılmayı da içinde barındırabilir. Marmara Denizi’nin altından geçen tek bir fay parçası yok. Birçok ve birbirinden farklı kırık parçaları söz konusu. Her bir kırık parçası kendine has özellikler barındırıyor. Batı segmentinde daha derinde depremler olurken, orta segmentte depremler daha sığ gerçekleşiyor. Ancak ‘Orta segment’in belli yerlerinde ise hiç deprem aktivitesi görülmemektedir. Tüm bu yorumlar elde edilen verilerin analizine dayalı olarak yapılıyor.” VİDEO: İZMİR DEPREMİNİN MUCİZESİ İNCİ OKAN Daha... » - ntv.com.tr ntv.com.tr -

11:44

29.01.2021

Şablon
Meyve lüks oldu: Yüksek fiyatlar piyasanın 'normali' hale geldi

Pazarda kilosu 5 liradan, markette kilosu 7 liradan düşük meyve yok. Meyve talebi arttığı için iyiyi kötüyü ayırmak da zorlaşıyor. Her portakal ‘Finike’ diye satılıyor. Üreticiden 2.5 liraya alınıp buzhaneye konulan narlar 9.5 liraya, yine en iyisi 2.5 liraya alınan ayva 10 liraya yakın fiyatta... Arada kimler ‘kar’ koyarsa onlar kazanıyor. Bir taraftan salgınla evde geçirilen sürenin artması, diğer taraftan sağlıklı beslenmeye verilen önemle birlikte meyve tüketimi/talebi oldukça yüksek. Ancak tam da bu dönemde fiyatlar, meyveyi tüketici için neredeyse ‘lüks’ haline getirdi. 7 liraya elma, 9 liraya ayva, 12 liraya muz, 9 liraya nar, 10 liraya portakal neredeyse piyasanın ‘normal’i oldu. Daha uygun fiyatlı ürünlerin çoğu ise ya üçüncü sınıf ya da dökme olarak tabir edilen cinsten. Peki üretici bölgelerde neler oluyor? Milliyet gazetesinden Duygu Erdoğan, tüm kış meyvelerinin en iyisinin üretildiği bölgelerdeki üreticilerle konuştu, son üretici fiyatları hakkında bilgi aldı. Peki üretici fiyatlarının semt pazarı ve market fiyatlarıyla karşılaştırması nasıl? Bu sezon narenciyede fiyat artışı kaçınılmaz görülmüştü. Aşırı sıcaklar erkenci çeşitler üzerinde önemli kayıplara neden olmuş, ardından ise bölgede yaşanan aşırı yağış ve fırtına da bazı bahçeleri vurmuştu. Beklendiği gibi oldu... Finike portakalı yani en iyi portakal için 10 lira olarak sunulan fiyat, diğer çeşitlerde 7-8 lira aralığında bulunuyor. TAKLİTÇİ DE KAZANIYOR Ancak önemli bir sıkıntı var. Finike’nin 10 liradan satıldığını görenler, Mersin’den Adana’dan daha düşük fiyata aldığı portakalı da ‘Finike’ diye satıyor. Tüketici hem yanıltılıyor, hem de daha fazla para ödüyor. Antalya Finike Ziraat Odası Başkanı Halil Sarıçobanoğlu, “Hepsini Finike diye satıyorlar. Serik’ten alınan Mersin’den alınan gelip burada Finike markası vuruluyor. Tüketici de, marka da zarar görüyor. Finike, düzgün kabuklu olur, posası ağızda erir” dedi. Son tüketim verilerine bakıldığında bölgedeki narenciyenin sezon sonuna kadar tüketiciye yeteceğini belirtirken Sarıçobanoğlu, fiyatlara ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: “Portakal dalında 3 liraya alındı. Masrafı, tüccar karı ile buradan 4.5 liraya çıkıyor. Yani büyükşehirlerde en iyi portakal için bu dönemde en fazla 7 lirayı uygun görüyoruz. Limon üreticide 2 lira, dolayısıyla İstanbul’da 5 lira normal görülebilir. Nar ise buzhanelere 2.5-3 liradan konuldu. Bir kısmı çürük çıkabilir. Bu maliyetlerle ve tüketimdeki talebi fırsat bilip fiyatı artırıyorlar. Portakalda ürünün maliyeti bize zaten 1.5 lira iken, bir de iklim zararı nedeniyle bu maliyet 3 lirayı buldu. Kâr etmeden satıyoruz. Aracılar ise hem çiftçiden fazla kazanıyor, hem tüketiciye iki misli fiyata yediriyor.” ‘ÇIKMA AYVA’YI SATIYORLAR Geyve Ziraat Odası Başkanı Süleyman Pınar, ‘ayvanın başkentinden’ son bilgileri paylaşıyor. Şu anda üreticide çok az ayva kaldığını belirten Pınar, çoğunun tüccar tarafından alındığını hatırlattı. Pınar, “Şu anda üreticiden 3-4 liraya çıkıyor. Markette 10 liranın üzerinde olduğunu görüyoruz. Hatta ilk çıkışında üreticiden 1 lira 70 kuruş ile 2.5 lira arasında satılmıştı. Yani o fiyattan alan da yine 10 liraya satıyor” dedi. Pazarda markette karşımıza 3-4 liraya satılan ayvalar da çıkıyor. Pınar, şunları söylüyor: “Biz bunlara ‘çıkma’ ayva deriz. Yani iyisi ayrıldıktan sonra kalan, fabrikalara meyve suyu vs için gönderilen ayvadır. Dördüncü sınıf... O çıkma ayvanın bile 3-4 lira olması çok garip." 2.5 LİRAYA ÇIKTI 10 LİRA OLDU Bu dönemin dikkat çeken meyvelerinden biri de nar. Üreticiden ilk çıkış fiyatı 2.5 lira olan nar, mekan ayırt etmeksizin 9.5-10.5 lira arasında fiyatlara satılıyor. Siirt Nar Üreticileri Birliği Başkanı İzzettin Kurum, şu an toptan fiyatın 3.5 lira olduğunu hatırlatırken, “Tüccarlar, ‘Buz haneye koyduk, büyük kısmı çürüyor, onun maliyetini de fiyata ekliyoruz’ diyorlar. Bizim narlarımızdan 100 taneden biri bile soğuk hava deposunda çürümez. Tüketicileri çeşitli algılarla, bahanelerle kandırmak istiyorlar. Bütün çiftçiler mağduruz ama birilerinin iyi para kazandığı kesin. Arada 4-5 kat fark olması hiçbir durumla açıklanamaz. Bu şartlarda en fazla 6 lira makul bir fiyattır” diye konuştu. "‘ELMAYI ALAN YOK’ AMA..." Elma da bu yıl tüketiciyi yalnız bıraktı. Pazarda 5, markette 7 liranın altında fiyata elma bulmak zor. Antalya Kumluca Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökce, “Elma 2 lira ama alan yok” derken; bir taraftan üreticinin zor durumda bırakıldığını, diğer taraftan ise tüketicinin uygun fiyata bol üründen mahrum bırakıldığını dile getiriyor. "DİREKT TÜKETİCİYE ULAŞMALI" Çiftçiden düşük fiyata alınan sebze meyvenin tüketiciye ulaşana kadar değiştirdiği ellerin kontrol edilemediğini belirten Adana Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, ilçelerin büyüklüklerine göre ana arterler üzerinde kira yükü olmayan küçük hâl alanlarının oluşturulmasının yararlı olacağını söyledi. Doğan, “Üreticiden çıkan ürün kamyonla direkt bu hal alanlarına taşınır ve tüketiciyle buluşur. Şu anda mandalina dal fiyatı 2.5-3 lira, portakal 2.5 lira, greyfurt 2.5 lira” dedi. "GİRDİ MALİYETİ %50 ARTTI" Halil Sarıçobanoğlu, çiftçilerin üretime ara vermeden her koşulda toprağında olduğunu anlatırken, bu karşılık artan girdi maliyetleriyle mücadele ettiğini söyledi. Sarıçobanoğlu, “2020’de 2019 yılına göre maliyetlerimiz yüzde 50 artmıştır. Gübre, mazot gibi önemli kalemler bizi zorluyor. Yeni ürünü bu koşullarda nasıl ekeceğimizi kara kara düşünüyoruz. Bu konuya köklü bir çözüm bulunması, bizler için çok önemli” dedi. ÇÖZÜM ÖNERİLERİ… Tarladan sofraya ulaşan zincir tüm hatlarıyla denetlenmeli. Üreticiye maliyetleri konusunda doğru ve zamanında destek sağlanmalı. İklim ve mevsimsel etkiler takip edilmeli. Tüccar- komisyoncu, marketlerin alım miktarları ve alım/satım faturaları incelenmeli. Küçük üreticinin korunması ve tüketiciye ulaşımının kolaylaştırılması sağlanmalı. Daha... » - ntv.com.tr ntv.com.tr -

08:17

28.01.2021
Diğer Haberler

Şablon
Tarlada 2 TL filede 12 TL: Ürün kurudu, kar yağdı, sel oldu mazeretleri

Sokağın yaz kış gündemi olan gıda fiyatları pazarda markette cep yakarken, üretici tarlasından aynı ürünleri yok fiyatına satıyor. Formül bile var; ‘0 liraya satsak, marketteki fi yat direkt 3 lira olur’. Yaz gelince ‘ürün kurudu’, kış gelince ‘kardan kamyon gelmedi’ diye faydalanıp sebze meyve fiyatı anında yukarı çekiliyor. Dolayısıyla üreticiden 2 liraya alınan domates, markette 12 lira oluyor. Üreticinin gündeminde düşük kazanç ve kredi borçları varken, tüketici ise cep yakan pazar/market fiyatları karşısında şaşkın. Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı konuya yoğunlaşırken, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da önceki gün kulislere yansıyan ifadelerine göre, sorunları takipte oldukları, sıkıntıların mutlaka çözüme kavuşturulacağını vurguladığı belirtildi. Üreticide 3 lira olan portakal markette 10 lira, üreticide 2.5 lira olan domates markette 8-12 lira. Hatta çiftçinin ‘para etmiyor’ diye 80 kuruş 1 liraya sattığı kıvırcık pazarda bile 5 lira. Milliyet gazetesinden Duygu Erdoğan'ın haberine göre, üretici ‘kazanamıyoruz’ derken, komisyoncular ise 3 liraya aldıkları bir ürünün markette 8 lira olmasını ‘makul’ olarak ifade ediyor. Tüketici ise sofrasına getireceği hemen her sebzenin pahalılığından, elma portakal gibi ‘bol ve gündelik’ meyvelerin bile 10 liraya yaklaşan fiyatından şikayetçi. Genel olarak bakıldığında üreticiden çıkan sebze/meyve, tüketicinin sofrasına ortalama 3 kat fiyat artışı ile geliyor. Bazı ürünlerde bu oran yüzde 500 oluyor. Marketteki fiyata şaşıran tüketici gibi, üretici bölgelerde de tüm bu oranlar şaşkınlıkla karşılanıyor. Çünkü üretimde büyük bir sorun görünmüyor. KABAK KURU Tıpkı döviz kuru gibi yemeklik kabak kuru da her kış yatırım yapmak için kullanılabilir! Kış fiyatı birkaç yıldır 15 liraya tutunan kabak yine şaşırtmadı. Birkaç hafta önce üreticide 1.5-2 liraya satılan kabak, ihracata gönderim sayesinde üreticide 4 liraya çıktı. Ancak tezgahta bu kış da 10 liranın altını hiç görmedi. 8 liradan 16.99 liraya kadar geniş bir yelpazede satılan kabak kilo fiyatı, kalitesine göre değişiyor. Haberde görüşlerine yer verilen Antalya Kumluca Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökce, "Kısacası üretici de tüketici de mağdur. Arada bu kadar fiyatı yükselten kimdir, nedir bilmiyoruz. Üretici, çamurda, yağmurda, karda gece gündüz ürünlerin başını bekliyor, durmadan çalışıyor ama yine de karşılığını alamıyor. İstanbul’da bir semt pazarında pazarcıya mikrofon uzatıp, fiyat artışının nedenini soruyorlar. Pazarcı, ‘yağmur, sel oldu mal kalmadı, üretici fiyatı yükseltti’ diyor. Antalya’da en ufak yağmur yağsa ‘sel ürünleri götürdü’ diyorlar. Ki öyle olsa bile, ürünün kalitesi düşeceği için biz ucuza satarız, pahalıya değil” diye konuştu. FİYAT LİSTESİNİN GEDİKLİSİ DOMATES Piyasada ürün bolken, üretici satacak yer bulamazken de pahalı; kışın üretimi ve tüketimi azalınca da pahalı. Evet, domatesten bahsediyoruz. Hatta aynı anda ‘aynı kalite’ kimi yerde 5 liraya kimi yerde 10 liraya satılıyor. Türkiye’de 25.3 milyon tondan fazla yıllık üretimi olan domatesin tarladan markete yolculuğunu Antalya Kumluca Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökce anlattı. Domatesin fiyatı pazarda 5 - 8 lira, markette ise 8 - 12 lira arasında değişiyor. Kayıp oranları, nakliyesi, işçisi, kârını da hesaplayan Kökce, perakende fiyatını ‘makul’ bulmuyor. Kökce, “Üretici çıkışı 2 lira. 1 lira masraf, 1 lira da tüccar karı desek 4 lira yapar. İyi kalitede bir ürün bile 6 liraya markette yer bulabilir. Ama 90 kuruş/1 liraya alınan üçüncü kalite ürünleri bile markette 6 liraya sattıklarını düşünürsek, iyi ürünü 10 liradan aşağı satmıyorlar” dedi. "BİZ HALA KURUŞLARLA SATIYORUZ" Samsun Bafra Ziraat Odası Başkanı Osman Tosuner, bölgenin kışlık sebze üretiminde çok önemli bir yeri olduğunu hatırlatırken, fiyatlara ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: “Üretici ile tüketici arasındaki makasın bu kadar açılması bizleri çok üzüyor. Özellikle hala kuruşlarla satış yaparken büyükşehirlerdeki market fiyatlarını görünce şok oluyoruz. Mesela karnabahar hala 1 lira bile değil, 80 kuruştan satılıyor. Pırasa 1-1.1 liradan, beyaz lahana 90 kuruştan satılıyor. Brokoli 1-1.5 lira, ıspanak yine aynı. Pancar 1.5 lira, kıvırcık bağı 90 kuruş.” KIVIRCIK ŞOKU Bir süredir pazarda özellikle dikkat çeken ürün kıvırcık. Tüketici, tek bağ fiyatını 5 lira görünce, ‘Üretim düşük’ diye düşünüyor. Ancak Adana Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, kıvırcık fiyatının üreticiden 80 kuruşa çıktığını söylüyor. Doğan, “Havalar sıcak gittiği için kıvırcık, marul gibi ürünler hep bir anda yetişti. Ayrıca bu ürünlerin büyük kısmı lokantalara gidiyordu. Şimdi üretim fazla, tüketim az ve çiftçinin elinde kalıyor. Hiç para etmiyor. İstanbul’da 5 lira olmasına anlam vermek güç. Ama hep dediğimiz gibi, burada 0 liraya satsak, İstanbul’da 3 lira olur” diye konuştu. BİBER YARIM KİLO Mevsimsel nedenlerle her kış fiyatı katlanan biber çeşitleri, pazarda yine yarım kilo fiyatıyla satılıyor. Yarım kilosu 6-7 lira olan biber, üreticide çeşitlerine göre 3-4 lira bandından çıkıyor. Markette fiyat ise 16-20 lira arasında değişiyor. Pazarda bir başka gelenek ise etiketsiz ürünler. Fiyat etiketi yoksa anlıyoruz ki, ürünler oldukça pahalı! PATATES, SOĞAN DEPODA KALDI Üretim planlamasının olmaması nedeniyle çiftçiler hep bir önceki yıl ‘para eden’ ürünü ekme gayretine giriyor. Ya da ‘para eden’ üründen çok daha fazla ekiyorlar. Hal böyle olunca piyasada bollaşan ürün ‘para etmiyor’ ve çiftçi yine zararıyla baş başa kalıyor. Önceki yıl 6-7 lira bandına tırmanan patates ve soğanda da benzer bir durum yaşanıyor. Hatta ürünlerin dengesini korumak için ihracatları da ön izne bağlanmıştı. Şimdi fiyatları pazarda markette 2 lira da olsa, çoğu ürün ya üreticinin elinde ya da depoda kaldı. "KAR YAĞDI, SEL OLDU…" Mevsimsel etkiler ve yüksek taşıma maliyetlerinin bu dönemde etkisinin daha sert görüldüğünü anlatan Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım, yanı sıra bu nedenlerin ‘algı’ oluşturmak için de sıkça kullanıldığını söyledi. Yıldırım, “Örneğin kar yağdı 20 kamyon ürün geleceğine 10 kamyon ürün geldi. Tüccar ürün o gün piyasada az diye birden bunu kullanıp fiyatı artırabiliyor. Hava durumuna bakıyor. Kar yağdı, sel oldu ama bu yağıştan önce toplayıp depoya koyduğu portakala hemen zam ekliyor. Üreticiye ise ‘kar yağdı yollar kapalı satmam zor’ deyip ucuza alıyor. Sözleşmeli üretim yaptıran marketler ise direkt çiftçiden alıyor. Yani daha ucuza satması gerekirken maliyet kalemlerinin hepsini yükleyerek daha bile fazla fiyata satıyor. Üretici için ise değişen tek şey maliyet artışı! Kazancı hiç değişmiyor, giderek azalıyor” dedi. MARKALI DA 45 TL, MARKASIZ DA Taşköprü sarımsağı, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nde tescilli coğrafi işaretlerinden biri olmaya gün sayarken, piyasada taklit edilmeye devam ediyor. Her sarımsak ‘Taşköprü’ diye satılıyor. Fiyat da 45 lirada sabitlenmiş. Yanı sıra üzerinde ‘Çin’den ithal’ ibaresi olan sarımsak da 45 lira. Oysa ürünün yerli üreticiden çıkışı 20 lira, Çin’den gelişi ise 10-13 lira... VİDEO: PAZARCILARIN TEZGAH PODYUMDA SEBZE-MEYVE DEFİLESİ İLGİ ÇEKTİ Daha... » - ntv.com.tr ntv.com.tr -

07:49

27.01.2021
Diğer Haberler

Şablon
Rekabet Kurulu soruşturuyor: WhatsApp'ta muz tekeli

Rekabet Kurulu, Mersin'in Bozyazı ve Anamur ilçelerindeki muz toptan ticareti teşebbüslerinin Rekat Kanunu'nu ihlal edip etmediğini soruşturuyor. Edinilen bilgilere göre bu teşebb üsler, WhatsApp üzerinden kurdukları gruplarda günlük ortak fiyat belirledi. Kokusu ve lezzetiyle ithal rakiplerini geride bırakan yerli muzun tadını "tekel" iddiaları kaçırdı. Bazı toptancıların, WhatsApp grupları kurarak, günlük fiyat belirlediklerine yönelik iddialar, Rekabet Kurumu'nun radarına girdi. Öte yandan devletin son dönemlerde muz serası yatırımlarını yoğun olarak desteklemesine, üretimin son üç yılda ikiye katlanmasına karşın perakende fiyatların neden bu çabalara paralel bir seyir izlemediğine yönelik sorular da bu iddialar ışığında yanıt buluyor gibi... Milliyet gazetesinden Duygu Erdoğan'nın haberine göre, İddia konusu teşebbüslerin, WhatAapp gruplarında hem alış hem de satış fiyatına ilişkin rakam konuştuğu belirtiliyor. REKABET İNCELİYOR Rekabet Kurumu tarafından yapılan açıklamalarda, önceki gün 'muz toptan ticaret teşebbüsleri'ne açılan soruşturma öne çıktı. Türkiye'nin en önemli yerli muz üreten bölgelerinden Mersin Bozyazı ve Anamur'da muz toptan ticareti ile faaliyet gösteren teşebbüslerin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'a aykırı hareket edip etmedikleri, ilerleyen dönemde netlik kazanacak. Rekabet Kurulu ön araştırmasında, ihlalin tespitine yönelik soruşturma açılmasına 'bulguların ciddi ve yeterli olduğu' belirtildi. GÜNLÜK FİYAT Alanya/ Gazipaşa / Manavgat ve Bozyazı/Alamur hattındaki üreticiler ve birliklerle konuştuk. Hakkında soruşturma yürütülen teşebbüslerin 'WhatsApp uygulaması üzerinden oluşturdukları birkaç grup vasıtasıyla haftalık, hatta çoğu zaman günlük orak fiyat' belirledikleri iddiaları iletildi. Hakkında soruşturma başlatılan 17 şirket ve 1 dernek bölgedeki komisyoncu, sarartma/paketleme yapan büyük nitelikli firmalardan oluşuyor. Muz üretim ve satışını yapanlar, bu şirketlerin 'manipülasyon' iddiasıyla denetlendiğini belirtiyor. İhlal edip etmedikleri belirlenecek 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesi de piyasaların, arz/talep dengesinin kontrolü, rekabeti bozma, engelleme amacı taşıyan ortak hareket ve bu kapsamda alım satım fiyatlarının belirlenmesini içeriyor. Bölgedeki muz üreticilerinden edinilen bilgiye göre, her hafta ya da belli bir dönem değil, "Bugün şu fiyattan alalım" şeklinde yapılan günlük paylaşımlar bile var. Bu nedenle hem arz talep dengesiyle oluşan fiyatların bozduluğu, hem de üreticilerin piyasanın dışında belirlenen fiyatlara satışmak yapmak durumunda bırakıldığı igade ediliyor. Yanı sıra küçük çaplı muz tacirlerinin de bu piyasa koşullrından zarar gördüğü belirtiliyor. "İSTANBUL'A BAKIYORLAR" Alanya Muz Üreticileri Birliği (Muzbir) Başkanı Mustada Şenli, Bozyazı-Anamur bölgesindeki iki dernek altında yer alan firmaların kendi aralarında fiyat oluşturdukları duyumunu aldıklarını söyledi. Şenli, şöyle devam etti: "Alıcılar bu fiyatı oluşturuyorlar. Tüm üreticileri de uyması noktasında baskı kurmuş oluyorlar. Belli fiyatın üzerine çıkmadan pazardan ürün temin etmeye yönelik bir hareket. Denetimler bir süredir sürdüğü için son iki aydır fiyat paylaşamıyorlar. Bu sayede piyasa koşullarına göre fiyatlar oluşmaya başladı. Yoksa, bakıyorlardı, İstanbul, Ankara, İzmir'de muz kaça satılıyorsa kendi karlarını, ekleyip çiftçiye ona göre bir fiyat belirleyip, bunun üzerinden mal almadan, tekel oluşturmaya yönelik hareket ediyorlardı. Oradaki fiyat bizim Alanya'yı bile etkiliyor. Üreticiden daha ucuza alınması buradaki piyasayı da karıştırıyordu. Kendilerini belli bir kar marjına endeksliyorlar. Ona göre fiyat veriyorlar. yani düşük fiyattan aldıkları ürün, tüketiciye de yansımıyor" YILLARA GÖRE MUZ ÜRETİMİ 2017 : 369 bin ton 2018 : 499 bin ton 2019 : 548 bin ton 2020 : 728 bin ton Komisyoncu fiyatı : Anamur'da 5,8 - 6,5 lira, Alanya'da 5,5 - 6,2 lira ÜRETİM, TAHMİNDEN FAZLA ARTIŞ KAYDETTİ Muzun kilo fiyatı marketlerde 10-12 lira arasında değişiyor. Yerli üretici bölgeler Anamur ve Alanya'da yeşil olarak 5.5 ile 6.20 lira arasında fiyatlara satılıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2017'de 369 bin ton muz üretilirken, 2020'de bu miktar neredeyse ikiye katlanarak 728 gib ton oldu. TÜİK'in 2020 tahmini 680 bin ton iken, ortaya çıkan üetim tahminlerin üzerinde gerçekleşmiş oldu. "PİYASAYI YÖNLENDİREMEZ" Anamuz Bozyazı Ziraat Odası Başkanı Ahmet Şeref Gümüş, muzla ilgilenen 150-200'ün üzerinde işletme olduğunu belirtirken, "Üretici istediği işletmeyle alım satım yapabilir durumda. Bu kadar şirketin olduğu yerde bir araya gelerek rekabeti etkileyecek harekette bulunabileceğini düşünmüyoruz" dedi. TALEP PATLAMASI YAŞANIYOR: KİLO 10 BİN LİRADAN SATILIYOR Daha... » - ntv.com.tr ntv.com.tr -

06:04

23.01.2021
Diğer Haberler

Şablon
7 günde teslim ediliyor: Sahte tezden sonra sahte diploma

YÖK, parayla tez konusunda harekete geçti ancak bir taraftan da sahte diploma sorunu var. Öyle ki hukuktan mühendisliklere her bölüm için parayla diploma satılıyor. Bölüm ve ünive rsitelere göre ücreti, 5 bin 500 TL’den başlıyor, 80 bin TL’ye kadar çıkıyor. Güvenirliği konusunda garanti verilen diplomalar, 7 günde teslim ediliyor Para karşılığı tez ve ödev hazırlayanlar ve bu kişilerden istifade edenler için Yükseköğretim Kurulu (YÖK), savcılığa suç duyurusunda bulundu. Ancak yükseköğretimde çok daha ciddi bir sorun var: Parayla sahte diploma. Öyle ki yıllarca sınava hazırlanıp üzerine 4-5 yıl okuyup elde edebileceğiniz diplomaları size birkaç günde hazırlıyorlar. Bunlar arasında en yüksek puanlarla girilen hukuk, öğretmenlik, mühendislik gibi gözde bölümler de var. Üstelik bu diplomalara ulaşmak çok kolay. HUKUK 20 BİN TL Milliyet gazetesinden Ozan Ömer Kadüker, bu konudaki satıcılardan biriyle iletişme geçerek büyük bir sektöre dönüşen sahte diplomalar hakkında bilgi aldı. 15 yıldan fazladır bu işle ilgilendiğini belirten bir satıcı, diplomalar için ‘E-devlet, YÖK onaylı, anlaşılması imkansız’ gibi garantiler de verdi. 7 GÜNDE HAZIR Sahte diplomaların ücretleri bölüm, üniversiteye göre 5.500 TL’den başlıyor, 80.000 TL’ye kadar çıkıyor. Tıp fakültesi dışında her bölüm için diploma yapılabiliyor. Satıcının verdiği bilgilere göre en ucuz diploma 5.500 TL ile işletme bölümüne ait. Mühendislikler 12.000 TL, hukuk 20.000 TL. Vakıf üniversiteleri diplomaları ise çok daha pahalı. Diploma satıcısının verdiği bilgilere göre, 25 yaşından büyük olan ve lise mezuniyeti şartı sağlayan herkese diploma hazırlanabiliyor. Ücretin yarısını verdikleri hesap numarasına gönderiyorsunuz, en fazla 7 günde diplomanız hazır oluyor, paranın geri kalanını da yolladıktan sonra, diplomayı alabiliyorsunuz. Satıcı “Parayı ‘danışmanlık hizmeti’ adı altında gönderin, herhangi bir sorun yaşadığınızda, ‘Danışmanlık hizmetinden memnun kalmadım’ diyerek dava açabiliyorsunuz” diyor. Sistem bu kadar ince düşünülerek hazırlanmış. Bazı satıcılar ise e-devlet ve YÖK onayı vermediklerini belirterek diplomanın özel sektörde işe yarayacağını, kamuda geçersiz olduğunu söylüyorlar. Bu diplomaların ücretleri daha ucuz. REKABET EDİYORLAR Sahte diploma işini birçok kişi yapıyor. Öyle ki bu kişiler rekabet etmek için birbirlerini kötüleyen yazılar paylaşarak kendilerine müşteri çekmeye çalışıyorlar. Ayrıca bazı şikâyet siteleri ve forumlarda sahte diploma alıp, memnun kalmadığını belirten kullanıcı yorumları da görmek mümkün. Ancak bu yorumların rakip firmalar tarafından mı yazdırıldığı bilinmiyor. O mesajlardan bazıları şöyle: -500 TL gönderdim anında engellediler. Şu an hiçbir şekilde ulaşamıyorum. Paramı istediğim zaman ise “T.C. numaranı her yerde kullanırız, ailene haber veririz” diyorlar. -Başka siteleri karalıyorlardı. A.D.’den aldım on numara beş yıldız. Birebir aynısı. -Tüm bilgilerimi gönderdim ve ödememi yaptım. Beni 2 hafta oyaladılar. Yok kâğıt bitti, yok makinelerimizde arıza var diye diye 2 hafta boyunca bekledim. -Sahte diploma sattığını söyleyen bu kişiler insanlardan kimlik bilgilerini ve adreslerini talep ederek bu insanların adına kredi kartı ve telefon hatlarını çıkartmaktalar. -Kendilerine 2 sipariş için toplamda 1000 TL ödeme gerçekleştirdim. Kargoyu açtım ve kargodan ne çıktı dersiniz? Zarfın içine konmuş Temmuz 2020 tarihine ait 3 tane gazete göndermişler. Daha... » - ntv.com.tr ntv.com.tr -

08:12

15.01.2021
Diğer Haberler

Şablon
Aileler ve çocuklar için pandemi kabusu: Siber zorbalık

Çocuğunuzun okul başarısı düştüyse, uyku düzeni bozulduysa, önündeki ekranın görünmesine izin vermiyorsa siber zorbalıktan şüphe edebilirsiniz. Pandemi nedeniyle okula gidemeyen, zamanının çoğunu bilgisayar ve cep telefonlarında geçiren çocuklar için en büyük tehlike siber zorbalık. Ancak birçok çocuk, internet kullanımı engellenir diye yaşadığı bu sorunu ailesine dahi anlatmıyor. Corona virüsle uygulanmaya başlanan uzaktan eğitim, ödev araştırmaları yapmak için girilen siteler, arkadaşlarla iletişim kurmak için dahil olunan sohbet odaları, biraz kafa dağıtmak için oynanan dijital oyunlar derken çocuklar, zamanlarının büyük bir bölümünü bilgisayar ve telefon karşısında geçiriyor. Aslında her şeyin masum göründüğü sanal dünyada çocukları birçok tehlike bekliyor. Bunların başında siber zorbalık geliyor. Bireylerin sosyal medyada ya da oyunlarda dahil olduğu grubun dışında bırakılması, sohbet odalarında hakarete uğraması, profilindeki fotoğrafların izinsiz kullanımı, siber zorbalığın kapsamına giriyor. Bu durumu yaşayan çocuklarda ise okul başarısının düşmesinin yanı sıra uyku düzeninde bozulmalar ve psikolojik sorunlar görülebiliyor. Her yıl gittikçe büyüyen bu sorunun çözümü ve ailelere yol göstermek amacıyla MEB, EBA üzerinden Siber Güvenlik Portalı oluşturdu. Öğretmenler de internetin zararları yönünde bilgilendirme yapıyor. Ancak bu sorunu yaşayan çocukların büyük bir kısmı, konuyu ailelerine bile anlatmıyor. O nedenle aileler de çocuklarının içinde bulundukları zor durumdan çoğu zaman habersiz. Milliyet gazetesinden Mine Özdemir Güneli'nin haberinde Bahçeşehir Üniversitesi Yeni Medya Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Sinan Aşçı'nın görüşlerine yer verildi. PANDEMİDE ARTTI -Siber zorbalık nedir? "Bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanımıyla elde edilen bazı özellikleri bilinçsiz ya da kötü niyetli bir şekilde kullanmamız sonucu ortaya çıkan bir durum olarak ele aldığımız siber zorbalık, sadece çocuk ya da ergenlerin birbirine yönelik negatif sonuç doğuran davranışları için kullanılıyor. Kişileri tanıyalım ya da tanımayalım, siber zorbalık internet ortamında tek seferde hızla yayılması ve kalıcılığı mağduriyetin sürekliliğini de beraberinde getiriyor. Siber zorbalık bireylerin sosyal medyada ya da oyunlarda dahil olunan grubun dışında bırakılması, sohbet odalarında hakaret edilmesi, profildeki bilgilerin ya da fotoğrafların izni olmadan kullanılması, utandırmak, küçük düşürmek, incitmek amaçlı mesaj ya da fotoğraf paylaşımı gibi pek çok şekilde örneklendirilebilir. Kısa süreli yaşanan saldırgan ve hakaret içeren tartışmalar, sürekli gönderilen incitici mesajlar, itibar zedelemek için karalama, kişileri kötü duruma düşürecek davranışlarda bulunmak amacıyla başkasının kimliğine bürünme, çevrimiçi grupların dışında bırakılması ya da ısrarlı siber takip gibi davranışlar da örnek olarak verilebilir. -Uzaktan eğitimde çocukları bekleyen tehlikeler neler? Çevrimiçi ortamlar şu an yoğun olarak uzaktan eğitim için kullanılıyor olsa da çocukların hayatında sadece bu amaç için yer almıyor. Arkadaşlarıyla haberleşmek, eğlenmek, müzik dinlemek, dizi/film izlemek, ilgi alanlarını geliştirmek için kullandıkları ortamlar... Bunların tamamını internet görgü kuralları açısından uygun bir şekilde kullanırken herhangi bir sorunla karşılaşmıyorlar ya da karşılaştıklarında kolayca üstesinden gelebiliyorlar. Tersi durumda ise birtakım çevrimiçi tehlikelerden söz etmek mümkün. Microsoft, her yıl “Dijital Nezaket Araştırması” yapıyor. Türkiye dahil 25 ülkeyi kapsayan araştırmadan anlaşıldığı üzere, internetin sorunlu ve aşırı kullanımı, yaş ve gelişim düzeyine uygun olmayan içeriklere erişim, mahremiyet konusunda özel bilgilerin herkese açık bir şekilde paylaşılması gibi durumlar çeşitli riskleri de beraberinde getiriyor. Siber zorbalık da çevrimiçi tehlikelerden biri olarak karşımıza çıkıyor. -Pandemide siber zorbalık arttı mı? Pandemiyle herkes için stresli ve kafa karıştırıcı bir dönem başladı. Hem eğitim öğretim hem de iş ortamlarını uzaktan yürütmeye çalışan insanlar, sosyal mesafe ve fiziksel izolasyon nedeniyle evde daha fazla vakit geçirmeye başladı. Bu durum herkes için çevrimiçi platformların kullanımını belli oranda artırdı. Evden çalışmayı dengelemeye çalışan, okul çalışmalarına yardımcı olan pek çok ebeveyn ya da öğretmen göz önünde bulundurulduğunda, çocuklarının çevrimiçi olarak yaptıklarına çok dikkat etmeleri mümkün değil. Pandemide, siber zorbalığın dünyada da arttığını ortaya koyan çalışmalar var. ONU YARGILAMAYIN -Aileler çocuklarını korumak için ne yapmalılar? Türkiye’deki birçok araştırma sonucunda siber zorbalık davranışına maruz kalan çocuk ya da ergenlerin aileleriyle bu deneyimi paylaşmak istemediğini, bunun bir nedeni olarak internet kullanımlarının engelleneceği endişesi taşıdıkları görülüyor. Çevrimiçi ortamlarda çocuklarının karşılaşabileceği herhangi bir risk durumunda kendileriyle bunu paylaşabileceği ve onları yargılamadan birlikte çözüm bulabileceklerini gösteren ve güven ortamı oluşturan bir davranış sergilemeleri çözüm için iyi bir başlangıç olabilir. Sosyal medya şifrelerinin paylaşılmaması, zorbalık yapan kişinin engellenmesi, olaya ait kanıtların kaydedilmesi ve saklanması, rahatsız olunan şeyin paylaşılmaması ailelere ve onlar aracılığıyla çocuklarına hatırlatmamız gereken önemli noktalar. Aileler tek başına konuyu çözüme kavuşturamayabilir. Okullar tarafından yapılan önleyici çalışmaları dikkatle takip etmeliler. Siber zorbalık yaşanması halinde başvurulabilecek hukuki yollar da bulunmakta. ERGENLİKTE ÇATIŞMAYA AÇIK Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, kızlarda 11-13, erkeklerde 12-14 yaşlarında başlayan ergenlik döneminde kişinin kendisinin bir birey olduğunu, her şeyi en iyi kendisinin bildiğini düşünerek ailesine mesafeli durduğunu belirtiyor. Çetin, sorun yaşayan ergenlere şu şekilde yaklaşılmasını öneriyor: - Ergenlikteki bireyler ailelerden uzaklaşma, arkadaşlarıyla yakınlaşma ihtiyacı hissederler. Ebeveynlerin bu sürecin geçici olduğunu anlaması ve çocuklarına saygı göstermeleri gerekmekte. - Bu dönemde birey, çatışmaya oldukça açık. O nedenle çocukların seçimine saygı duyulmalı. - Yaşadıkları sorunları sizinle paylaşabilmesi için sizden korkmaması gerekmekte. - İlişkisini paylaşmak istemiyorsa bu süreci anlayışla karşılayın ve anlatması için baskı kurmayın. - Ona güvendiğinizi hissettirin, kuşkucu bir tutum izlemeyin. - Cinsel eğitimi doğru kaynaklardan almasını sağlayın. - Çocuğunuzun ilişkilere dair duygularını küçümsemeyin, yoğun olduğunu düşünüyorsanız psikolojik destek alın. EKRANI SAKLIYORSA DİKKAT Sosyal medya kullanan gençlerin yüzde 36,5’inin siber zorbalığa uğradığına, her 10 gençten sadece 1’inin ailesini, yaşadığı zorbalık konusunda bilgilendirdiğine dikkat çeken Bitdefender Türkiye Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, çocuğun siber zorbalığa maruz kaldığını gösteren işaretleri şöyle sıralıyor: - Çocuğunuzun, telefonunu veya diğer cihazlarını normalden daha az veya daha fazla kullanmaya başladığını fark ediyorsanız dikkatli olmanızda fayda var. Sosyal medya hesaplarını sürekli kapatması ve yeni hesap açması siber zorbalığa uğradığını gösterebilir. - Bir mesaj veya e-posta geldiğinde aşırı üzülüyor veya sinirleniyor mu? Çevrimiçi iletişime yönelik olağandışı duygusal tepkilere dikkat etmek önemli. Bu, çocuğunuzun bir şeyden rahatsız olduğu anlamına gelebilir. - Zorbalığa uğrayan çocuklar aktivitelere olan ilgilerini kaybeder, bunalır ve olaylardan kendilerini geri çeker, öfkeli veya endişeli olabilir. Ruh halindeki herhangi bir değişikliği ciddiye alın. - Düşüşe geçen notlar, uyku düzeninde bozukluklar da gösterge olabilir. Daha... » - ntv.com.tr ntv.com.tr -

07:41

13.01.2021

Şablon
Aşıda tek doz tartışması: Yapılabilir, ulusal tercih

Aşı tedarikini artırmak için iki dozluk aşıların tek doz olarak kullanılması tartışmaları sürüyor. FDA ve Pfizer/BioNTech aşıların tam doz uygulanması gerektiğini açıkladı. FDA’da n yapılan açıklamada "Bu tür çabalar tarihi bir başarı sağlanabilecek aşı çalışmalarını baltalamaya yöneliktir” denildi. Tek doz aşı yapılabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Özlü ise, "Bu uygulanacak aşı ile ilişkili bir durum ve ulusal bir tercih. İkinci doz bir hatırlatmadır. Sinovac ile ilgili benim bildiğim böyle bir planlama yok” dedi. Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü, İngiltere, Almanya ve ABD’de daha çok kişinin aşılanabilmesi için gündeme gelen tek doz aşı uygulamasını Milliyet gazetesinde değerlendirdi. "ULUSAL BİR TERCİH" Bunun uygulanacak aşı ile ilişkili bir durum ve ulusal bir tercih olduğunu belirten Özlü, "Sinovac aşısıyla ilgili benim bildiğim böyle bir planlama yok" dedi. Daha uzun süreli ve güçlü bir bağışıklık sağlanması için en uygun yöntemin aşının iki doz şeklinde yapılması olduğunu vurgulayan Özlü, ilk dozdan sonra da aşının etkisinin oluştuğunu vurguladı. Aşının ilk dozunun yapılmasının ardından vücutta bir antikor cevabının oluştuğunu ve bu cevabın oldukça da iyi olduğunu kaydeden Özlü, "Dolayısıyla şu anda bir pandemi olduğu, çok sayıda kişiyi bir an önce aşılamayı arzu ettikleri için, 2. dozu yapmaktansa daha fazla ilk dozu yapmak gibi bir politikayı önceliyorlar. Aslında ‘2. dozu yapmayacağız’ demiyorlar. ‘2. dozu biraz geciktirerek yapalım’ diyorlar. İkinci doz bir hatırlatmadır. Oluşan cevabın ikinci bir hatırlatma ile daha güçlendirilmesi ve daha uzun süreli bir bağışıklığın oluşması amacıyla yapılıyor. ‘Biz bunu biraz geciktirelim. Bu arada 2. dozu yapacağımız kişilerin yerine hiç aşılanmamış diğer kişilere yapalım. Bu şekilde toplumda 10 kişiyi aşılıyorsak, 20 kişiyi aşılamış oluruz’ gibi bir mantık var. Normal aşılamada buna ihtiyaç yok ama pandemi söz konusu olduğu için bu yapılabilir. Ulusal bir tercih" dedi. "PLANLAMA YOK" Türkiye’de tek doz uygulamanın gündeme gelip gelmediğine ilişkin soruya da Özlü, "Türkiye’de aşıyla ilgili benim bildiğim böyle bir planlama yok. Bu daha çok aşıyla ilişkili bir durum. Çünkü orada kullanılan BioNTech aşılarının ilk doz cevaplarına bakıldığında, ilk doz cevaplarında yeterince antikor oluştuğu yönünde bilgi var. O bilgiye istinaden böyle yapıyorlar ama Sinovac ile ilgili benim bildiğim böyle bir planlama yok” yanıtını verdi. ABD GIDA VE İLAÇ DAİRESİ (FDA): HALK SAĞLIĞI RİSKE ATILIR Aşı tedarikini artırmak için iki dozluk aşıların tek doz olarak kullanılması tartışmaları sürüyor. FDA ve Pfizer/BioNTech aşıların tam doz uygulanması gerektiğini açıkladı. FDA’den yapılan açıklamada “Bu tür çabalar tarihi bir başarı sağlanabilecek aşı çalışmalarını baltalamaya yöneliktir” denildi FDA Komiseri Dr. Stephen Hahn ve Dr. Peter Marks’ın açıklamasında şu ifadelere yer verildi: "BÜYÜK RİSK" "Bu aşıların FDA onaylı dozajlamasında veya programlarında değişiklik yapılmasını önermek erken ve mevcut kanıtlara sağlam bir şekilde dayanmıyor. Aşı uygulamasında bu tür değişiklikleri destekleyen uygun veriler olmadan, halkı Kovid-19’dan korumaya yönelik tarihi aşılama çabalarını baltalayan, halk sağlığını riske atan önemli bir riskle karşı karşıyayız.” İngiliz yetkililer, Pfizer/BioNtech aşılarının dozları arasında 21 günden fazla bekleyeceklerini, insanların iki farklı aşı ile aşılanmasına izin vermeyi planladıklarını açıklamıştı. Hahn ve Marks, bunun doğru olmayacağını söyledi: “Mevcut veriler, her iki aşının da belirtilen aralıklarla tam iki dozunun kullanımını destekliyor. Politikacıların aşı tedarikini genişletmek istemeleri anlaşılır bir şey ancak tavsiye edilmez. Yanlış dozlarda aşı uygulamanın insanlara zarar verme potansiyeli var. Tamamen korunduklarını varsayabilirler ve davranışlarını gereksiz risk alacak şekilde değiştirebilirler.” PFİZER/BİONTECH: KORUMA VERİSİ YOK Aynı tartışmalarla ilgili Pfizer-Biontech’ten de açıklama geldi. Açıklamada, aşının önerilen süre olan 21 günden daha sonra uygulandığında korumaya devam edip etmeyeceği konusunda herhangi bir kanıt olmadığı belirtildi. İki şirketten yapılan ortak açıklamada, “Aşı denemeleri süresince ikinci doz uygulamaları 21 gün içerisinde gerçekleştirilmiştir. 21 günden sonra uygulanacak aşılarla ilgili herhangi bir koruma verimiz bulunmuyor. Aşının etkinliğiyle ilgili 21 gün verisinden başka bir etkinlik verisi hakkında bilgimiz yok” dendi. Daha... » - ntv.com.tr ntv.com.tr -

08:02

6.01.2021

Şablon
"Salgınla mücadele etmek için ne gerekirse yapılmalı"

Covid-19’un çıkış noktası Çin’in Wuhan kentinde yaşayan gazeteci Cao Ying, salgından nasıl kurtulduklarını Milliyet gazetesine yazdı. Wuhan’da yaşayan kadın yönetici Wang Ping, ‘S ıkı tedbirler eski hayatımızı geri getirdi. Bilime inanın ve evde kalın’ dedi. Türkiye’de de faaliyet gösteren uluslararası bir teknoloji şirketinde yöneticilik yapan Cao Ying, aldıkları sıkı önlemler sayesinde sayesinde Covid-19 salgınının yarattığı olumsuz havayı dağıttıklarını söylüyor. “Artık normal hayatlarımıza döndük ama hâlâ kapalı mekânlarda maske kullanıyoruz, toplu bulunulan yerlerde ateş ölçümü yapılıyor” ifadesini kullanan Ping, 11 milyon Wuhanlının 76 gün karantinada kaldığını anımsatarak, “Bu süreci sağlıklı geçirmeye çalıştık. Salgından önce işimi, terfiyi daha çok düşünür önem verirdim ama şimdi özel hayatım, ailem ve sevdiklerim öncelikli” diyor. KARİYER İKİNCİ PLANDA Yaşadıkları karantina günlerini de anlatan Ying, şunları söyledi: “Hiçbirimiz daha önce yaşamadığı günler yaşadık. Uzun uzun süre karantina altındaydık. İlk günler tabii zorluk yaşadık ancak daha sonra evde kaldığımız zamanları daha sağlıklı geçirmemiz gerektiğine karar verdim. İlgili kurumlar, uzmanlar da bu dönemde halkı neler yapabileceği konusunda sık sık bilgilendirdi. Örneğin ben evde her gün spor yapıyordum ve mümkün olduğunca sağlıklı şekilde yaşamaya çalıştım. Yemek düzenimi bozmadım, her gün üç öğün yemek yapmaya ve yemeye devam ettim. Ayrıca kitap okuyup kendimi iyi hissedeceğim aktiviteler yaptım. Bu dönemde herkes gibi ben de internetten alışveriş yaparak farklı mutfaklara ait özel yemekleri pişirmeyi öğrendim, tarih kitapları okudum ve her gün sanal ortamlarda akrabalarım ve arkadaşlarımla sohbet ettim. Salgından sonra normal hayata tekrar kavuştuğumda hayata olan görüşüm değişti ve herhalde Vuhanlıların hepsinin bu konudaki düşüncesi az veya çok değişti diye düşünüyorum. Yani eskiden belki iş hayatıma daha çok önem verirdim, iş terfisini daha çok beklerdim. Ama salgını yaşadıktan sonra sağlık ve ailenin ne kadar önemli ve kıymetli olduğunu daha iyi anladım. Bunun dışında salgın, Wuhanlıların yaşam alışkanlığını değiştirdi. Temassız çalışma ve yaşam, Vuhanlıların yeni yaşam tarzı oldu.” Corona virüsle mücadelede bilime inanmanın ve saygı göstermenin gerektiğini vurgulayan Ying, “Karantina olsun başka tedbirler olsun, salgınla mücadele etmek için ne gerekirse yapılmalı. Bu salgına karşı özel ilaç ve aşı olmadan önce kendimizi korumak için evde kalalım. Covid-19 virüsü kolayca yenilmez. Yeniden ortaya çıkabilir. Her zaman dikkatli olmalıyız. Aşı gerekli bir önlem. Çin’de şu an önce sağlık personeli aşı oluyor. Aşı yaptırılması, şu dönemde Kovid-19’la mücadelede en etkili bir önleme yöntemi. Ama aşı yaptırdıktan sonra maske takma ve temizlik gibi gerekli tedbirleri sürdürmemiz gerekiyor. Çünkü şu an aşı dünya çapında yeterince uygulanmadı” önerisinde bulundu. "TEDBİRLERLE NORMALLEŞTİK" Ping, Wuhan’da alınan sıkı tedbirler sayesinde normal hayata dönüldüğünün altını çizerken sözlerini şöyle sürdürdü: “Salgını bir kere yaşadık ve bu salgınla mücadele etmek için hem hükümet hem de sivil halkın karşılıklı olarak ne gibi tedbirler alması gerektiğini biliyoruz. Başka bir bölge ile karşılaştırmak istemiyorum, her ülkenin kendine özgü koşulları var ve bu koşullara uygun tedbirler alınır. Çincede bir söz var: ‘Bu, senin için şeker iken onun için zehirdir.’ Wuhan’da salgınla mücadele için alınan tedbirler, Wuhan için ve ülkemiz için uygun ve gerekliydi. Karantina uygulaması olmasaydı bu salgın bütün Çin’e sıçrayacaktı ve o zaman 76 günlük karantinanın ne kadar süreceğini ve neler olacağını tahmin bile edemiyorum. Çin hükümeti, Vuhan’daki salgın durumunu kontrol altına almak için en sıkı tedbirleri aldı ve bu tedbirler sayesinde şu an biz normal hayata döndük.” ÇİN AŞISI NE KADAR GÜVENLİ? Daha... » - ntv.com.tr ntv.com.tr -

08:53

1.01.2021
Diğer Haberler

Şablon
Virüsle ilgili komplo teorileri araştırması: Halkı evde tutmak için hükümetleirn işi

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin salgın dönemiyle ilgili bilgi kirliliği araştırmasına göre virüsün herkesi evde tutmak isteyen hükümetlerin işi olduğuna inananların oranı yüzde 28 olarak saptandı. Virüsün Çin’deki bir laboratuvarda üretilip bir kaza sonucu dünyaya yayıldığına inananların oranı yüzde 50 iken, hükümetlerin yaşlı nüfustan kurtulmak için bu virüsü ürettiğine inananların oranı ise yüzde 44. İstanbul Bilgi Üniversitesi, corona virüsün ortaya çıkardığı komplo teorilerini araştırdı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nün yürüttüğü infodemi (bilgi kirliliği) araştırmasının sonuçları açıklandı. Araştırma kapsamında, 10 binden fazla tweet analiz edilirken, 1629 kişiyle de anket çalışması yapıldı. Milliyet gazetesinden Meltem Günay'ın haberinde çalışmanın sonuçlarını yorumlayan Prof. Dr. Emre Erdoğan, “Görüşülenlerin yüzde 77’sinin dünyada halkın hiç haberdar olmadığı önemli şeyler olduğuna, yüzde 63’ünün siyasetçilerin kararlarının ardındaki gerçek niyetlerini vatandaşlara söylemediğine, yüzde 51’inin siyasi kararları etkileyen gizli örgütler olduğuna ve yüzde 45’inin hükümetin bütün vatandaşları gözetlediğine inandığını gördük. Alınan sonuçlar, Türkiye’de komplo teorilerine inananların oranının yüksek olduğunu gösteriyor. Eğitim seviyesi ortaöğretim olanlar, emekliler ve işsizler; diğer kişilere göre komplo teorilerine daha fazla inanıyorlar” dedi. "ABD YA DA ÇİN ÜRETTİ" Prof. Dr. Erdoğan pandemi döneminde paylaşılan en yaygın komplo teorilerini şöyle aktardı; “Görüşülenlerin yüzde 56’sı virüsün ABD ya da Çin gibi büyük güçler tarafından üretildiğine inanıyor. Yüzde 52’lik bir kesim hükümetlerin verdiği corona virüs istatistiklerini güvenilir bulmuyor. Virüsün Çin’deki bir laboratuvarda üretilip bir kaza sonucu dünyaya yayıldığına inananların oranı yüzde 50. Hükümetlerin yaşlı nüfustan kurtulmak için bu virüsü ürettiğine inananların oranı yüzde 44 iken virüsün ucuz bir tedavisi olmasına karşılık hala gizlendiğine inananların oranı yüzde 40. Hükümetlerin virüsten yararlanarak herkesi aşılamak istediklerini düşünenlerin oranı yüzde 28. Yüzde 28’lik bir oran virüsün herkesi evde tutmak isteyen hükümetlerin işi olduğuna inanıyor.” TÜRK AŞISINA GÜVENİYORLAR Araştırmaya katılanların yüzde 39’u Almanya’nın geliştirdiği aşıyı yaptırma eğiliminde. Bu oran Çin ve Rusya tarafından geliştirilen aşılar için yüzde 29, ABD tarafından geliştirilen aşı için yüzde 31. Katılımcıların yüzde 58’i Türkiye tarafından geliştirilen aşıyı yaptıracaklarını söylüyor. KELLE PAÇAYA İNANIYORLAR Araştırmaya göre; işkembe, kelle paça çorbası gibi besinlerin corona virüsten koruyacağına inananların oranı yüzde 50; yüzde 27’lik bir kesim virüs yayılmadan önce ABD’de aşısının geliştirildiği görüşüne katılıyor. Katılımcıların yüzde 29’u corona virüsün yarasa çorbası yiyenlerden bulaştığı inancında. Daha... » - ntv.com.tr ntv.com.tr -

07:48

31.12.2020
Diğer Haberler

Şablon
Tozkoparan'da dönüşüm sıkıntısı

Tozkoparan Mahallesi'nde riskli alan ilan edilen bölgede yaşayan 900 haneye tahliye tebligatlarını mahallelinin tepkisine neden oldu. Semt sakinleri, "1 ay içinde nereye gideriz" diyor. Milliyet gazetesinden Cihat Aslan'ın haberine göre Güngören Tozkoparan Mahallesi'nde riskli alan ilan edilen bölgede yaşayan 900 haneye tahliye tebligatlarının gönderilmesi mahallelinin tepkisine neden oldu. Semt sakinleri, "1 ay içinde nereye gideriz. Yeni yapılacak dairelerin maliyetibile belli değil, bize yüksek fiyatla geri satacaklar" derken, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkilileri ise, binaların acil yıkılması gerektiğine dikkat çekti; "Tahliyeden önce hak sahibi tespit çalışmaları yapıldı. Kimse mağdur edilmeyecek, herkese daireleri verilecek." Güngören Belediyesi de, ev sahiplerine taşınma parası ve kira yardımı verileceğini söyledi. Riskli alan ilan edilen Tozkoparan Mahallesi'ndeki bazı apartmanların girişine Güngören İmar ve Şehircilik Müdürlüğü tarafından tebligatlar asıldı. Tebligatta, "İstanbul Üniversitesi tarafından hazırlanan Durum Tespit Raporu'nda yapıların yıkılacak derecede olduğu, deprem-yangın v.b. sebeplerle ağır hasar görme ihtimalinin yüksek olduğu" vurgulanarak, 30 günlük tahliye süresi verildi. Ayrıca bu süre içerisinde tahliye edilmeyen yapıların altyapı hizmetlerinin (elektrik, su, doğalgaz) durdurulacağı,tahliye ve yıkım işlmlerinin ivedilikle yapılacağı ifade edildi. "DÖNEBİLECEK MİYİZ?" Ancak mahalleli tebligatlara tepkili. Bir ayda evlerini nasıl boşaltacaklarını söyleyen 53 yıllık Tozkoparanlı Sadık Turgueli (71), "Burası 2016 yılında kentsel dönüşüme sokuldu. Halkın tamamı dönüşüü istiyor. Hakkımızı aldığımız zaman gelirine göre 15-20 sene bizi borçlandırsınlar parasını öderiz. Burası dul, yetim, asgari ücretle çalışan insanların oturduğu bölge. Ödeme koşulları kaç sene hiçbir bilgi yok" derken Kemal Yılmaz ise, "Tebligatı apartman kapılarına asıyorlar. Bizi gönderecek yer göstersinler gidelim. Aklı başında bir anlaşma olsa yıkılmasına tarafız. Bu salgın döneminde nereye gideriz?" diye sordu. Tebligatı alan semt sakinlerinden Murat Orkun Çerçi de, "Eğer yine oturacağımız yer burası olacaksa dönüşümden yanayız. Hiçbir şey kesin değil" dedi. 40 yıldır apartmanda oturan Ayhan Sözen de, "Biz burada yerinde dönüşüm istiyoruz. Bir aylık mühlet veriyorlar. Bu kışın ortasında bir yer göstermeden nasıl evleri boşaltmamızı isterler" derken, eşi ise "Burada bizi oturtmayacaklar. O yüzden dönüşüme de karşıyım" diye konuştu. Emekli zabıta memuru Hüseyin Çerçi (75) ise, "Bu pandemi döneminde beni nasıl sokağa atacaksınız. Evimi raiç bedeli üzerinden alıyorsun. Fahiş fiyatla bana tekrar geri veriyorsun. Ben zabıta memuru olduğum için binlerce tebligat yaptım. Böyle tebligat yapılmaz" ifadelerini kullandı. RANT HESABI VAR TOZ-DER Başkanı Ömer Kiriş ise, boşaltılmak istenen bölgede 84 konut ve 900 hanenin olduğunu belirterek, "Burada yapılacak apartmanların maliyeti belli değil. Parası olan buraya gelecek. Rant hesabı var. Hiç kimse kentsel dönüşüme karşı değil ama burada yaşayan tüm kitlelerin birarada olacağı kentsel dönüşümü istiyoruz" şeklinde konuştu. KİRA YARDIMLARI YAPILACAK Güngören Belediyesi ise Milliyet'e şu açıklamayı yaptı: "Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini korunarak telafisi güç durumların oluşmasının engellenmesi için 6306 sayılı yasanın 6/A maddesi uyarınca uygulamaların resen yapılması karalaştırılmış olup bu kapsamda anılan yasa maddesi doğrultusunda 30 gün süre içerisinde tehliye ve taşınmaların tamamlanması hususunda resmi yazılar yazılmıştır. Tahliye nedeniyle vatandaşlarımızın mağduruiyet yaşamaması için mal sahiplerine 5 bin lira kira bedeli peşin, 7 bin 500 TL, kiracılaraise 3 bin TL tutarında taşınma yardımı yapılacaktır. Ayrıca mal sahiplerine proje tamamlanıp daireleri teslim edilinceye kadar aylık bin 500 TL tutarında kira yardımı verilecektir. Bakanlık tarafından bu bölgede inşaa edilecek yeni konutlar ise vatandaşlarımızın hizmetine mevcut konut hakları ve değerleri korunacak şekilde verilecektir." HERKESE DAİRESİ VERİLECEK Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Sezai Köse ise bölgedeki tebligatlarla ilgili; "Burası riskli alan ilan edildi. Üniversitedeli akademisyenlerce oluşturulan rapor binaların çok kötünü olduğunu, yıkılma tehlikesi yaşadığını ve bir an önce işlem yapılmasını gerektiğini bildirdi. Rapora istinaden vatandaşımızın can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla hızlıca bir işlem yapıyoruz. Tahliye yapmadan önce zaten burada hap sahibi tespit çalışmalarını yaptık. Kimin dairesi var, ne kadar arsası var hepsinin tespitleri var. İnşaat bitiminde herkese dairesi verilecek. Burası yıkıldıktan sonra ihalesi yapılacak. En fazla 2022'ye sarkar diye düşünüyoruz. İnşaat yapılır ve işin maliyetine göre, aradaki fark fazlaysa vatandaşın hakkı üstüne para verilir. Eğer daire maliyeti fazlaysa, vatandaş uzun vadede borçlaır. Çok ciddi bir rakam çıkarsa da bakanlık bunu sübvanse eder. Pandemi süreci olduğu için vatandaşlarımız rahatça taşınsın diye 1 ay verildi. Normalde böyle acil durumlarda o kadar süre veremiyoruz." "BİNA SAĞLAMLIĞI İÇİN MADEN KALİTESİ ÖNEMLİ" Daha... » - ntv.com.tr ntv.com.tr -

08:02

26.12.2020
Diğer Haberler

Şablon
Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mete Belovacıklı'nın oyu 'ABD’de Floyd protestoları'na

Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mete Belovacıklı, Anadolu Ajansının düzenlediği "Yılın Fotoğrafları" oylamasına katıldı. - Anadolu Ajansı Anadolu Ajansı -

09:03

25.12.2020
Diğer Haberler

Şablon
İnternetten alışverişe düzenleme geliyor

Pazar payını giderek artıran elektronik ticaretle ilgili yeni düzenleme yolda. Ticaret Bakanlığı'nın görüşe açtığı taslağa göre imalatçılar da uzaktan satış için müşteri temsilcis i atayacak. Kargoların üzerinde de bu temsilcinin bilgileri yer alacak. Alışveriş siteleri, ürünlerin güvenli ya da teknik düzenlemelere uygunluğunu kontrol etmek zorunda olmayacak. Ticaret Bakanlığı, internet ve telefon hatları üzerinden satılan tüm ürünleri kapsayacak yeni bir düzenleme üzerinde çalışıyor. MÜŞTERİ TEMSİLCİSİ BİLGİSİ KARGO ÜZERİNDE YER ALACAK Milliyet gazetesinin haberine göre, uzaktan satış yapan üreticiler bir müşteri temsilcisi atayacak. Ürünün üzerinde, ambalajında ve kargolarda temsilcinin ismi, unvanı, açık adresi ve iletişim bilgileri yer alacak. ALIŞVERİŞ SİTELERİ ÜRÜN GÜVENLİĞİNDEN SORUMLU OLMAYACAK Taslakta elektronik ticaret sitelerinin sorumluluk alanlarıyla ilgili de dikkat çeken bir madde var. İnternetten satış yapan kuruluşlar platformlarında satılan ürünlerin güvenli ya da teknik düzenlemelere uygun olup olmadığını araştırmakla yükümlü olmayacak. Ancak bu kuruluşlar uygunsuz bir ürün tespit ederlerse kendileri satıştan kaldırabilecekler. Düzenlemeyle göre Türkiye’deki adreslere sevkiyat yapan yerli yabancı tüm firmalardan, Türkiye’de yerleşik bir hizmet sağlayıcısı açmaları istenecek. DENETİM KURULUŞU UYGUNSUZ ÜRÜNÜ SATIŞTAN KALDIRTABİLECEK Uzaktan alışverişte satılan ürünleri yetkili denetim kuruluşları kontrol edecek. Piyasa denetim kuruluşları müşteri gibi alışveriş yapıp ya da numune alıp bu ürünleri kontrol edebilecek. Sakıncalı ürün satıştan kaldırılmazsa, denetim kuruluşları, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'na başvurup satışı engelleyebilecek. Ticaret Bakanlığı taslağı görüşe açıldı son şekli verildikten sonra yasal süreç için adım atılacak. VİDEO: İNTERNETTEN ALIŞVERİŞTE NELERE DİKKAT EDİLMELİ?-ARŞİV Daha... » - ntv.com.tr ntv.com.tr -

13:31

19.12.2020

...
11 yıl önceki manşetten bugüne

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Hrant Dink cinayetinde yargılanan FETÖ üyesi polis, jandarma, gazeteci ve istihbaratçılarla ilgili davada savcının “ağırlaştırılmış mü ebbete” varan ceza talebiyle ilgili haberler bana 11 yıl önce 10 Haziran 2009 tarihli Milliyet gazetesinin manşetini hatırlattı. Daha... » - Hurriyet Hurriyet -

06:28

18.12.2020
Diğer Haberler

Şablon
Portakal az fiyat yüksek: 10 liranın üstüne çıkar

Corona virüse karşı dünya çapında 'savaşçı' doğal gıdalar arasında gösterilen narenciye fiyatındaki artış sürüyor. Bu yıl rekoltesi yüzde 20’nin üzerinde düşen portakal ise fiyatı en hızlı artan narenciye ürün. Üreticiler, "8 liranın altını görmesi zor" derken, kilo fiyatının yükselişini sürdüreceği öngörülüyor. Antalya, Adana, Mersin, Hatay başta olmak üzere iklim koşulları, narenciye sezonunu olumsuz etkiliyor. Hem kış aylarının vitamin deposu, hem de corona virüs salgınına karşı dünyaca talep edilen portakaldaki rekolte düşüşü fiyatlara yansıyor. Markette manavda, hatta pazarda 8 lira sınırını aşan portakal kilo fiyatının yükselişini sürdüreceği öngörülüyor. 2019’da 1.7 milyon ton portakal üretildi. 2020 tahmini ise 1.3 milyon ton. Aradaki bu yüzde 21.5’lik üretim düşüşü karşısında, salgınla tüketim artınca arz talep dengesi bozuldu.Milliyet gazetesinden Duygu Erdoğan'ın haberine göre Ekimde durumu değerlendiren üreticiler, bu sezon ‘portakal fiyatlarının 8 liranın altını görmesinin zor olduğunu’ ifade etmişti. Tahmin doğru çıktı."İKLİM GÖZ AÇTIRMADI"Özellikle aşırı sıcakların erkenci çeşitler üzerinde yüzde 80’leri aşan kayıplara neden olduğunu anlatan Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım, yine aşırı yağışların da bazı bölgelerde sorunlar oluşturduğunu hatırlattı. Yıldırım, "Tabii bunlar erkenci çeşitler ama genel olarak portakal başta olmak üzere narenciyede üretime iklim bu yıl göz açtırmadı. Fiyatların daha da artacağı beklentisi de var" dedi.HALE 5 LİRADAN GİRDİÜreticide 3-4 lira arasında değişen fiyata satılan portakalın tüccarla büyükşehir haline gelişi en az 5 lira. İstanbul haline girişi de 5-7 lira arasında. İstanbul Halciler Derneği (HALDER) Yönetim Kurulu Başkanı Nevzat Dayan, fiyat artışının geçen sezona göre yüzde 30 olduğunu söyledi. Dayan, “Portakalda üretim yani verim az olduğu için az geliyor; bu da kalitesine 5-10 lira arasında bir fiyat oluşturuyor. Adana daha ucuz, Muğla Ortaca orta pahada, Finike ise en pahalı olarak satılanlardır” diye konuştu."10 LİRANIN ÜZERİNE ÇIKAR"Finike ve Kumlucalı üreticiler son birkaç yıldır bölgede özellikle dolu ve sel kaynaklı zararlar yaşıyor. Antalya’da yine son günlerde hayatı felç eden yağışlar oldu. Öyle ki pek çok üretici, her ihtimale karşı gece boyu bahçelerini bekledi. Finike Ziraat Odası Başkanı Halil Sarıçobanoğlu, bölgede dalında 3.5-4 lira olan portakalın tüccardan hale 5.5 liraya çıktığını söyledi. Sarıçobanoğlu, “Geçen yıl 1.2-1.5 lira civarındaydı. Ürün yok. 200 bin ton olan üretimimiz 130 bin tona geriledi. ‘Çiftçi kazanıyor’ diyorlar ama o kadar az var ki, kaç liraya satılsa borçlarımıza yetmez. Şubata kadar portakal 10 liranın da üzerine çıkabilir. Nisanın 10’una kadar dalından ürün kesip gönderiyorduk. Şimdi haziranda piyasaya giren portakal, mart-nisanda girer” dedi. TANESİ 2.5 LİRABazı satış kanallarında 1 kilo yapan ortalama 4 portakal hesabıyla tanesi 2.5 liradan portakal da satılıyor.7. BÜYÜK ÜRETİCİ2018/2019 sezonu dünya verilerine göre Türkiye, dünyanın en büyük 7. narenciye üreticisi. Aynı sezonda üretilen 102 milyon ton turunçgil üretiminde Türkiye’nin payı yüzde 4 seviyesinde oldu. Antalya, Adana, Hatay, Mersin ve Muğla toplam üretimin yüzde 96’sını karşılıyor. TÜİK verilerine göre, kişi başı portakal tüketimi 2017/2018 sezonunda 10.8 kilogram olarak gerçekleşti."UCUZUNA DA FİNİKE DİYORLAR"Ürün az olunca, tüm bölgelerdeki portakal çeşitleri değerlenmeye devam ediyor. Daha düşük kalitede olan portakal da ‘Finike’ diye satılabiliyor. Tüketicinin marka algısıyla oynadıklarını söyleyen Finike Ziraat Odası Başkanı Halil Sarıçobanoğlu, “Tüketici bir tanesini kesip yerse anlar. Finike portakalının zarı ağızda erir. Ama posa kalıyorsa Finike değildir” dedi."HAVA SOĞUDU, FİYAT TIRMANDI"Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, bölgede baharda esen sıcak poyrazın, çiçekten meyveye dönme aşamasında ürüne zarar verdiğini söyledi. Doğan, “Üreticide erkenci portakal bitti, dal fiyatı 4 liraydı. Washington portakal ise dalda 2.5-3 liradan satılıyor. Tüccardan çıkışı 4.5-5 lirayı bulur. Ürün bu yıl az. Hava soğudu tüketim artınca da fiyat tırmand” diye konuştu. Tarsus Ziraat Odası Başkanı Veyis Avcı ise, “Bizim için sıcaklık büyük sorun oldu. Bunun yansımasını üretici de tüketici de görüyor. Verim de olmadığı için bu fiyat artışından yararlanamadık” dedi.TARSİM KAPSAMINA ALINDITarım Sigortaları Havuzu (TARSİM) tarafından 2021 yılında kapsama alınacak riskler, ürünler ve bölgeler ile prim desteği oranları belirlendi. Karara göre, narenciyede sıcaklık zararı da TARSİM kapsamına alındı. Sıcaklık zararı özellikle geçen sezon üreticiye ciddi kayıplar yaşatmıştı.Menderes Ziraat Odası Başkanı Kadir Telli ise, mandalina tercihinin de arttığını söyledi. Telli, “Mandalinamız dalında 2-2.5 liradan satılıyor. Geçen yıl 1 liranın altındaydı, çok sıkıntı çektik. Bu sezon iyi geçiyor” dedi. Daha... » - ntv.com.tr ntv.com.tr -

08:37

16.12.2020
Diğer Haberler

Şablon
Gomaşinen (15): Gördüğüm, sevdiğim ve üzüldüğüm İran

Gazetecilik anılarımın 15. bölümünde ilk kez 1998 sonunda Milliyet Gazetesi muhabiri olarak gittiğim İran’da gördüklerim, gözlediklerim, tanıdıklarım, söyleşi yaptıklarım, yaşadık larım ve hissettiklerimi anlattım. Gomaşinen (15): Gördüğüm, sevdiğim ve üzüldüğüm İran Medyascope Daha... » - Medyascope.tv Medyascope.tv -

10:37

5.12.2020
Diğer Haberler

Şablon
Dolu mudur boş mudur?

Henüz ortada koronanın olmadığı Ocak 2019 tarihinde, hastanelerdeki yoğun bakım doluluk oranıyla ilgili, Milliyet gazetesinden bir haber: "Sağlık Bakanlığı: Yoğun bakımda 4 yatakt an 1'i boş! Konuyla ilgili... Devamı için tıklayınız Daha... » - Sabah Sabah -

07:00

4.12.2020
Diğer Haberler

Şablon
Gomaşinen (11): Ocak 1994’te Sadık Albayrak ile Recep Tayyip Erdoğan arasında “RP bilgisayarındaki virüs” tartışması

Ocak 1994’te, dönemin Milli Gazete başyazarı Sadık Albayrak, kendisiyle Milliyet Gazetesi için yaptığım söyleşide, Refah Partisi İstanbul İl Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partiy i yenileştirme çabalarını “RP bilgisayarına virüs sokma çabası” olarak nitelemişti. Gazetecilik anılarımının 11. bölümünde, daha sonra Erdoğan ile dünür olan Sadık Albayrak’ı anlattım. Bu bölümde değindiğim yazılar: RP’de “virüs” sancısı: Sadık Albayrak ile […] Daha... » - Medyascope.tv Medyascope.tv -

15:44

11.11.2020
Diğer Haberler

...
Gazeteci Çekemoğlu vefat etti

Uzun yıllar Milliyet Gazetesi’nde ekonomi muhabirliği yapan gazeteci Ünver Çekemoğlu 65 yaşında hayatını kaybetti. - Hurriyet Hurriyet -

15:57

4.11.2020
Diğer Haberler

Şablon
Faruk Bildirici: Bu medya halka vali kadar uzak

Medya ombudsmanı Faruk Bildirici, Denizli Valisi Ali Fuat Atik'in bir dönerciyi kapattırması haberini, belli başlı gazetelerin nasıl verdiğini değerlendirdi. Bildirici, Sabah, Akş am, Yeni Şafak, Türkiye, Hürriyet ve Milliyet gazeteleri için "Bu medya halka vali kadar uzak" ifadesini kullandı. Daha... » - gazeteduvar.com.tr gazeteduvar.com.tr -

19:18

19.10.2020

...
CHP'li İmamoğlu yalanda sınır tanımıyor! 6 sene önce yayınlanan fotoğrafı yeni çekilmiş diye Twitter’dan paylaştı!

Ekrem İmamoğlu’nun Twitter’daki resmi hesabından paylaştığı ve 2020 yılına ait olduğu söylediği fotoğrafın 26 Nisan 2014 tarihinde Milliyet Gazetesi tarafından yayınladığı ortaya çıktı Devamı için tıklayınız Daha... » - Sabah Sabah -

18:23

18.10.2020
Diğer Haberler

...
Haldun Taner Ödülü Nurhan Suerdem’in

Milliyet gazetesinin düzenlediği Haldun Taner Öykü Ödülü bu yıl Nurhan Suerdem’in ‘Maruzatım Var’ adlı eserine verildi. İnsanın hem ironik hem trajik hallerini başarıyla anlatan b ir öykü kitabı. Daha... » - Hurriyet Hurriyet -

06:28

17.10.2020
Diğer Haberler

...
Duayen foto muhabiri Hüseyin Kırcalı, son yolculuğuna uğurlandı

Dünyaca tanınmış foto muhabirleri arasında yer alan, Milliyet Gazetesi'nde uzun yıllar çektiği fotoğraflarla uluslararası ödüllere layık görülen Hüseyin Kırcalı (79) memleketi Şan lıurfa'da son yolculuğuna uğurlandı Daha... » - Cumhuriyet Cumhuriyet -

13:49

13.10.2020
Diğer Haberler

Şablon
Medya dünyasının acı kaybı! Milliyet Gazetesi'nin duayen ismi yaşamını yitirdi

Foto muhabiri Hüseyin Kırcalı'nın yaşamını yitirmesi medya dünyasında üzüntü yarattı. - gercekgundem.com gercekgundem.com -

21:35

12.10.2020
Diğer Haberler

Şablon
Haldun Taner Öykü Ödülü Nurhan Suerdem'in oldu

Milliyet gazetesi tarafından bu yıl 31’incisi düzenlenen 2020 Haldun Taner Öykü Ödülü, Nurhan Suerdem’in Maruzatım Var adlı öykü kitabına verildi. - ntv.com.tr ntv.com.tr -

12:47

8.10.2020
Diğer Haberler

...
Milliyet Gazetesi ‘Media Compact’e dahil oldu

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına destek olmak için Milliyet Gazetesi BM küresel medya birliği ‘Media Compact’e dahil oldu. - Hurriyet Hurriyet -

10:02

6.10.2020
Diğer Haberler

Şablon
Milliyet Gazetesi'nde ayrılık! Deneyimli gazeteci çalışma koşullarına isyan etti

Emrah Akçaay sosyal medyada yaptığı açıklama ile gazeteye veda etti. Akçaay, "çalışma saatlerinin fazlalığı, izinsiz geçen haftalar, adaletsiz ve tutarsız davranışlar" nedeniyle a yrıldığını açıkladı. Daha... » - gercekgundem.com gercekgundem.com -

19:36

2.10.2020
Diğer Haberler

30.09.2020
Diğer Haberler

6.09.2020
Diğer Haberler

Şablon
Erbil Tuşalp yaşamını yitirdi

Haber Merkezi - sol.org.tr sol.org.tr -

10:58

5.09.2020
Diğer Haberler

17.08.2020
Diğer Haberler

...
Tercih dönemi başladı

YKS sonuçları açıklandı sıra tercihlerde... 27-28 Haziran 2020 tarihlerinde gerçekleştirilen Yükseköğretim Kurumları Sınavı'nın ardından adaylar, 06-14 Ağustos tarihleri arasında, öğrenim görmek istedikleri üniversite tercihlerini yapacak. Peki en doğru tercih nasıl yapılır? Gençler tercih yaparken önceliklerini neye göre belirlesin? Bu süreçte en fazla dikkat edilmesi gereken noktalar ve en önemli tavsiyeler neler? Milliyet Gazetesi yazarı ve eğitim editörü Abbas Güçlü ile İELEV Okulları Genel Müdürü Burak Kılanç tüm bu soruları sizler için yanıtladı... Daha... » - Habertürk Habertürk -

07:35

4.08.2020
Diğer Haberler

19.07.2020
Diğer Haberler

Şablon
Bahçeli'den yeni Mümtazer Türköne açıklaması

Haber Merkezi - sol.org.tr sol.org.tr -

12:55

28.06.2020
Diğer Haberler

Şablon
Fatih tablosunu İBB’nin aldığını habere yazmadılar

Bellini'ye ait Fetih Sultan Mehmet tablosunun satış haberini servis eden Anadolu Ajansı, satın alanın İstanbul Büyükşehir Belediyesi olduğu bilgisini vermedi. Sabah, a Haber, Hür riyet, Milliyet gazeteleri de tabloyu İBB'nin aldığını yazmadı. Daha... » - gazeteduvar.com.tr gazeteduvar.com.tr -

14:54

25.06.2020
Diğer Haberler

...
Gazeteci Akçura: Son 20 yılda estetik zevkten yoksun kötü heykeller yapılmış, heykel algısı bozulmuş

Milliyet gazetesinde Ombudsman Belma Akçura, “Son 20 yılda estetik zevkten yoksun inanılmaz kötü heykeller yapılmış. Heykel algısı da değişmiş, bozulmuş. Erdoğan’ın da heykellerin i sanat açısından değerlendirecek olursak çok kötü yapmışlar” ifadelerini kullandı. Daha... » - Sputnik Sputnik -

10:41

22.06.2020
Diğer Haberler

...
Vakıfbank Yönetim Kurulu’na atanan Hamza Yerlikaya’ya resmi belgede sahtecilikten dava açılmış!

Vakıfbank Yönetim Kurulu Üyesi olan Gençlik ve Spor Bakanlığı Yardımcısı ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Hamza Yerlikaya'nın üniversiteye kayıt için resmi belgede sahtecilik yaptığı iddiasıyla yargılandığı ortaya çıktı. Milliyet gazetesinin 15 Ekim 1999 tarihli nüshasında yer alan haberde, "Yerlikaya, savunmasında ortaokul mezunu olduğunu belirterek, 1995-96'da tanımadığı bir şahsın kendisine lise diploması sağladığını söyledi. Bu diploma ile Gazi Üniversitesi'ne kayıt olduğunu vurgulayan Yerlikaya, söz konusu şahsa diploma için para ödemediğini ifade etti" denildi. Daha... » - Sözcü Sözcü -

16:51

13.06.2020
Diğer Haberler

2.06.2020
Diğer Haberler

...
Belediye hoparlörü pek mühim idi

13 Mart 1965 tarihli Akşam ve Milliyet gazetelerinin haberine göre D.G. İsimli vatandaş içkiyi bıraktığını hoparlörden ilçe halkına ilan eder. Biriktirdiği şişeleri de satıp bir m evlit okutturur. Ama mevlide sadece içkici arkadaşları gelince sinirlenir ve tekrar içkiye başlar. Daha... » - star.com.tr star.com.tr -

17:03

15.05.2020
Diğer Haberler

Şablon
Sait Faik Abasıyanık'ın ölümünün 65. yılı

Uçurtmalar adlı ilk öyküsü 9 Aralık 1929'da Milliyet gazetesinde yayımlanan 'Adalı öykücü' Sait Faik Abasıyanık, yaşamı boyunca çok sayıda öykü, roman, şiir ve çeviriye imza attı. Abasıyanık, vefatının 66. yılında yad ediliyor. Daha... » - ntv.com.tr ntv.com.tr -

04:09

11.05.2020
Diğer Haberler

Şablon
Türk edebiyatının yalnız ve hüzünlü öykücüsü: Sait Faik Abasıyanık

"Uçurtmalar" adlı ilk öyküsü 9 Aralık 1929'da Milliyet gazetesinde yayımlanan Sait Faik Abasıyanık, yaşamı boyunca çok sayıda öykü, roman, şiir ve çeviriye imza attı. - Anadolu Ajansı Anadolu Ajansı -

09:39

10.05.2020
Diğer Haberler

Şablon
Skandalın böylesi! Milliyet gazetesi kuruluş yıldönümünde kendi manşetini sansürledi!

Milliyet gazetesi 70. kuruluş yıldönümünde büyük bir skandala imza attı. Dün "Hepimizin serüveni" manşeti ile çıkan gazete 1959 yılının manşetini sansürledi. - gercekgundem.com gercekgundem.com -

07:43

4.05.2020
Diğer Haberler